Sayfalar

3 Temmuz 2015 Cuma

Awaking (Uyandıran) 9. Bölüm








İnsanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediklerini bilmiyorlar. 








Sonbaharın bitmesi ve kışın en soğuk zamanlarının başlangıcı benim için en sıkıcı zamanlardı hiç şüphesiz.Bir hafta geçmiş ,hayat sakin ve monoton akışına geri dönmüştü.Sık sık yağan yağmurlar da olmasa her halde okula sessiz gitmek hiç çekilmezdi.
Adisson ve Grace arada bir kavga etseler de iyi anlaşıyorlardı.Hala ara sıra onlara bakarken çizgi film seyrediyor gibi oluyordum.Ama artık varlıklarına iyice alışmıştım.Hatta canlanacaklarını bilsem bir kaç çizim daha yapardım.
Bazen ruh halim iyi olmadığında,kendimi kaybettiğimde ya da mutlulukla dolup taştığım anlarda bir kaç çizim yapmıştım.Ama onlardan hala bir ses yoktu…Aslında beklemiyordum da.Bana iki mucize yeterdi.
Karol’la aram yine aynıydı.Okula giderken ve evde yemek zamanı görüyordum onu.Ama tek kelime etmiyor,hatta yüzüne bile bakmak istemiyordum.Haklı olduğunu düşüne bilirdim ama bu onu affettiğim ve ona inandığım anlamına gelmezdi.Bana yaptıklarını ve özellikle o gece yediğim tokadı unutmadığım sürece onu da affetmeyecektim.
Benim sessizliğim ise onu hiç rahatsız etmişe benzemiyordu.Benimle tekrar konuşmak için hiçbir çaba harcamıyordu.Bildiğim kadarıyla annesiyle de arası bozulmuştu.Çünkü o gün benden özür dilemesi Hala’nın hoşuna gitmemişti şüphesiz.Karol’la ne dilde konuştuğunu bilmiyorum ama her halde oğlunun artık kendi kararlarını verdiğini ve hayatını kendisi kura bileceğini anlamıştı.Ama yine de surat asmak ve küs kalmakla oğlunu yola getirmeye uğraşıyor olmalıydı.Çünkü ne yemek boyunca ne de gördüğüm kadarıyla başka zamanlarda benim gibi o da Karol’la konuşmamaya çalışıyordu.
Okul tüm hızıyla sürüyor ve benim hayallerime giden yolda ilerlemem için daha da çok yardım ediyordu.Bir kaç ay sonra biteceğini ve arkadaşlarımdan ayrılacağımı saymazsak çok mutluydum.Üniversite hazırlıkları için başlamıştım.Kayıt işlemleri de bir kaç haftaya başlayacak ve ben sınav için hazır olacaktım.
O sınavı kazanacağıma ve hayallerime giden yolda bir adım daha ilerleyeceğime inancım tamdı.Ben bunu başaracaktım.Çünkü bunu başarmamı isteyen ve bana inanan o kadar değerli insanlar vardı ki,kendim için olmasa bile  onlar için bu sınavı kazanmam ve ‘HAVVA’ markasını ünlü yapmam gerektiğini biliyordum.
Annem ve babam birkaç defa rüyama girdi.Ama onları sadece geçmiş günlerin anıları olarak görmüştüm.
Annem ve ben kendi evimizde salıncakta sallanırken babam da kenarda,bahçe masasında oturmuş bizi izliyordu.Akşam üzeriydi ve ben çok mutlu olduğumu hissetmiştim.Akşamın o huzur veren sessizliğinde ve annemin sıcacık göğsünde huzur bulmuştum.
İki rüyada da aynı anıyı görmem garip olsa da bunun üzerinde fazla düşünmemiştim.
Resim hocam Mr.Ric’in Adisson ve canlanan çizimler hakkında bilgisi olduğu artık kesinleşmişti.Ben her defasında yanına bir çizimimi götürüyor ve o da imalı imalı bana diğer çizimlerimin nasıl olduklarını sorup duruyordu.Sonunda dayanamayıp niye sorduğuyla ilgilendiğimde bana bildiği bir şey olduğunu ve sormasının da bir sebebi olduğunu söyledi.Bunu kelimesi kelimesine Adisson,Grace ve Mabelle’e anlattığımda ise kesinlikle onunla konuşmam ve ne bildiğini sormam gerektiğini söylediler.Aslında ben de Mr.Ric’in bu son sözlerinden sonra onunla konuşmaya karar vermiştim.Ama hala erteleyip duruyordum.
Açıkçası korkuyordum.Eğer Mr.Ric bir şey biliyorsa bana yardım edeceği kesindi.Ama ya bir şey bilmiyor ve ben Adisson’la Grace’i boşuna tehlikeye atıyorsam diye düşünüyordum.
Mabelle’le artık her şey düzelmişti.Adisson ve Grace’le hiç çekinmeden konuşuyor,hatta arada küçük şakalar da yaptığı oluyordu.Bir keresinde Adisson’a çizim olmanın rahatsız edici olup olmadığını ve canlı bir insan olmak isteyip istemediğini sormuştu.Ben de o anda onları dinlediğim için bu soru karşısında kahkahayı basmıştım.Ama Adisson beni duymadan,ciddi bir yüzle cevaplamıştı Mabelle’in sorusunu.
“Çizim olmak rahatsız edici değil ama bazen birilerinin beni silip yerine başka bir şey çizeceğinden korkmuyor değilim”  deyip bana anlamlı anlamlı bakmıştı. Ben de gülümseyerek omuz silkmiştim. “Canlı bir insan olmama gelince” demişti ardından Adisson. “Canlı olmayı ve sevdiğin insanların yanında yürümeyi,onlarla konuşmayı ve onları gerçekten hissedebilmeyi tabi ki istiyorum.Ama bence bunun bir yolu yok.” Sonra da üzgün üzgün ellerine dikmişti  gözlerini.
Cevabı beni şaşırtmıştı.Hazırlıksız yakalanmış ve şoka girmiştim.Onun böyle düşüneceğini ve gerçekten de insan olmak istediğini hiç tahmin etmemiştim.
Uzun zamandır bu konu hakkında düşünüyordum ama onu umutlandırmamak için bir şey söylememiş,bu fikri kendime saklamıştım.Ama Adisson’un bu kadar hevesli olduğunu ve bu konuyu bu kadar detaylı düşünmüş olduğunu anlayınca ben de bu konuyla ilgili düşüncelerimi ve yaptığım araştırmaları ona anlatmıştım.
Aslında araştırma denemez.Çizimler hakkında tarih kitaplarında ve eski ressamlık kitapları gibi ıvır zıvırlardan bir kaç şey okumuş ve hiç uyanan çizimler hakkında ya da sıra dışı her hangi bir şeye  rastlamamıştım.Bunu duyunca Adisson’un dolayısıyla yüzü asılmış ve üzülmüştü.
Yine de umudumu kaybetmediğimi ve onları hayata döndürmenin bir yolu olup olmadığını araştırmaya devam edeceğimi söyleyip onun keyfini yerine getirmeye çalışmıştım.

Sabah yine Adisson’un çığlıkları ile uyandım.Beni uyandırmak için artık yeni bir yol bulmuştu.Bir kaç kez çağırıyor,ben uyanmayınca da çığlığı basıyordu.Tam çığlık attığında Grace de ona katılıyordu.Neyse ki odam en üst katta,kimsenin ulaşamayacağı bir yerdeydi.Yoksa şimdiye kadar çoktan tımarhanede kendime arkadaş seçiyor olurdum.
Gözlerim yarı açık bir şekilde başımı kaldırdım.
“Beni uyandırmak için başka bir yol bulsan iyi olur.Yoksa ağzına sıkı bir bant çizeceğim Add.” Dedim bıkkın ve uykulu bir sesle.Sonra kafamı yine yastığıma koyup uykuma devam etmeye hazırlandım.Ama Adisson’un sesi yine duyuldu.
“Ama sen hayaller kuran ve bu hayalleri gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapan o kız değil miydin?Şimdi bir uykuyu mu yenemeyeceksin yani.” Dedi ukala bir sesle.Sonra da Grace’in kıkırdayışı geldi kulağıma.
Yattığım yerden elimi kaldırıp tehdit eder gibi parmağımı salladım.“İşte yine yaptın!Bana karşı en kötü silahını kullanıyorsun beyefendi!Olmaz böyle!” dedim sitem dolu bir sesle ve yatağımdan kalkıp dolabıma yürüdüm.Artık benim 
her yaptığıma alışan Adisson dolabımı açar açmaz gözlerini kapamıştı.
Üstüme yine okul formamı geçirip Adisson’u elime aldım.Kahvaltı ede bilirdim belki.Çünkü bir kaç gündür evde kavgaya sebep olmamıştım ve ev halkı sakindi.
Aşağıya inip masanın etrafında somurtan altın üçlü’ye baktım.Evet,tahmin ettiğim gibi bu sabah fazla sinirli değillerdi.Ama yine de fazla üstlerine gitmesem daha iyiydi.
“Günaydın” deyip kapıya en yakın yerde beni bekleyen sandalyeme geçtim.
Adisson’u ve Grace’i de yanıma,masanın bir köşesine koymuştum.
“Onları masadan kaldır çabuk.Kahvaltı sırasında böyle saçmalıkları yakınımda görmek istemediğimi daha kaç kere söylemem gerek küçük hanım?” dedi Hala.İşte başlıyoruz.Şimdi de çizimlerim gözüne batmıştı. “Aslında günün her hangi bir saatinde görmesem daha iyi olur ama…” diye de ekledi mırıldanarak.Bunu kendince kısa açıklama olarak yapmıştı.
Problem yaratmamak adına Adisson’la Grace’i alıp yere,çantamın yanına koydum.
Hala kasılarak sandalyesinde doğruldu.Gururunun kabarmış olduğunu o zaman anladım.Üzerimde zafer kazanmış bir ifade vardı yüzünde.“Aferin sana.Artık eski haline dönüyorsun.Bu aralar sana ne oldu bilmiyorum.Bana karşı gelmen yetmezmiş gibi bir de saçma sapan hareketler yapıp hepimizin sinirlerini bozmayı başarıyorsun.” Dedi taktir dolu bir sesle.Gösterdiğim uysallığı korku olarak algılamış olmalıydı.Algı organlarını bir doktora göstermesi gerekecekti anlaşılan.
“Eskiden kendini koruyamayacak kadar küçük olabilir anne.Ama şimdi büyüdü ve kendini daha güçlü zannediyor.” Diye annesinin düşüncelerini açıklığa kavuşturdu Mira kıkırdayarak.
‘Uyuz cadı’ diye geçirdim aklımdan.Onun kadar yesem her halde çoktan boks turnuvalarına katılmaya hak kazanırdım.Ama bunu ona söylemedim.
Onun yerine “Senin kadar güçlü olmayı gerçekten çok isterdim Mira.Bunu nasıl başardığını açıklar mısın rica etsem.” Dedim ciddi bir sesle.Sesime biraz merak da katmıştım.İçimden katıla katıla gülsem de ona sanki hayatımın en önemli sorusunu soruyormuş gibi bakıyordum.
“Gerçekten mi?” dedi Mira da bunun üstüne.Onunla dalga geçtiğimi anlamamış olmalıydı.Gözlerini hayretle kırpıştırıp gülümsedi.Sonra o ‘mutlu’ yüzünü annesine döndü.
O anlamamış olsa da anlayan biri vardı.Karol başını tabağına gömmüş kıkır kıkır gülüyordu.Sesi çıkmasa da bana en yakın oturan o olduğu için güldüğünü ve saklamaya çalıştığını anlamıştım.
Beni bir kez daha şaşırtmıştı.
Ve yapabilirmiş gibi beni tekrar şaşkına çevirip başını kaldırdı ve ‘iyiydi’ der gibi göz kırpıp yine tabağına gömüldü.Ama şaşırdığımı ona belli etmeye hiç niyetim yoktu.Bunu neden yaptığını öğrenmeden asla ona inandığımı göstermeyecektim.İnanmak mı?İyi de ben ona inanmıyordum ki.Bütün bu yaptıklarının mutlaka uygun bir açıklaması olmalıydı.Çünkü hiç kimse nefret ettiği ve çocukluğundan beri acı çekmesi için elinden geleni ardına koymadığı bir insana bir anda iyi davranmazdı.Bu bana göre saçmalıktı.Mutlaka bir açıklaması olmalıydı.
İstemeden küçük bir ‘o’ şeklini almış ağzımı kapattım.Düşüncelerimi kovalamak ve kendime gelmek için boğazımı temizledim ve bir kaç lokma atıştırmaya çalıştım.Ortalığa kasvetli bir sessizlik hakimdi.Odada sadece çatal ve bıçakların tabakla buluşunca çıkardığı sesler vardı.Aslında bunu daha huzur verici buluyordum.Çünkü bu aile benimle ancak tartışırdı.Konuşmaz,sadece tartışırdı.
“Mira,abine söyler misin Jamie’yi okul arkadaşının evinden alması gerek.Bir kaç gündür orada ve artık eve gelse iyi olur.” Dedi Hala bir süre sonra.Mira da konuşmayı zaten duymuş olan abisine ne yaptığını bilemeyen gözlerle baktı.Karol başını sallayıp “tamam anne” dedi.Ve biraz düşünüp yeniden sözüne devam etti.
“Benimle daha ne kadar bu şekilde davranmaya devam edeceğini öğrene bilir miyin anne?”
“Sen kendini toplayıp ne idüğü belirsiz insanlarla gerektiği gibi konuşmayı öğrenene kadar!” dedi Hala da başını tabağından kaldırmadan.Elindeki çatalı o kadar sıkmıştı ki parmak eklemleri bembeyazdı.Demek benden bu kadar çok nefret ediyordu.Acaba neden?
Lafının bana dokunduğunu ve birazdan çıkacak kıyamette yine kabağın benim başımda patlayacağını bildiğim için sessizce yerden Adisson’la Grace’i alıp masadan kalktım.Zaten kalktığımı fark eden olmamıştı.
“Anne ben herkese gerektiği gibi davranıyorum,sen merak etme.” Dedi Karol da kararlı bir sesle.Bu annesine ilk ve belki de son karşı gelişiydi ve birazdan olacaklar muhtemelen birilerini üzecekti.
Bu evde her hangi bir olaysız gün geçiremeyeceğimi düşünüp kapıya yaklaşmıştım ki Hala yine konuştu ve kaseme bir damla daha eklendi.Taşmaya yüz tutmuş sabır kasem durmamı emredince yapacak bir şeyim olmadığını anladım.Sinirlenmemeye çalışarak arkam dönük,dinlemeye başladım.
“O kızdan özür dilemekle sence ona gerektiği gibi mi davrandın ha?!”
“Hatalıydım ve özür dilemem gerekti.” Dedi Karol açıklayıcı ses tonuyla.Aslında gerçekten bazı şeyleri açıklığa kavuştursak iyi olurdu.Mesela Hala’nın nefretini,ya da Karol’un 180 derecelik değişimini!
“Sana kimse hatalı olduğunu söylemedi.Sen onun karşısında her zaman haklısın bunu bil!Hepimiz haklıyız!Onun kimseye haksız olduğunu söylemeye ya da özür kabul etmeye hakkı yok!” diye karşı çıktı Hala Karol'un sözlerine.
Onun tarafından bakıldığında haklıydı.Ben ondan özür beklememiştim.Ama bu her zaman hakaret bekleyeceğim anlamına da gelmiyordu.
“Saçmalıyorsun ve ne değini bilmiyorsun sen!Kapat bu konuyu!” dedi Karol alçak ama sinirli bir ses tonuyla.
“Sen kime emir veriyorsun ha?!” deyip bu sefer de Karol’un kendisine saldırdı Hala.Ama Karol’un teslim olmak gibi bir fikri yoktu anlaşılan.
“Sen saçma sapan şeyler söyledin ve ben de seni durdurdum.Bu kadar basit anne.Yeter artık!” diye bağırdı Karol ve masadan kalktı.
“Sen bana ne yapıp ne yapmayacağımı söyleyemezsin!Senin aksine ben onun ne olduğunu biliyorum!Ve sen de aklındaki saçma sapan hayalleri bir kenara atıp eski haline dönsen senin için daha iyi olacak.Çünkü hayal ettiğin her neyse asla gerçekleşmeyecek.”
“Anne sen ne-” diyecek olmuştu ama anlaşılan Hala’nın lafı henüz bitmemişti.
“Gerçekleşmesine bizzat ben engel olurum bilmiş ol!” dedi hakimiyet dolu bir sesle.O kadar kararlı ve kesin konuşmuştu ki ona karşı korkumu yendiğimi düşünen ben bile ürkmüştüm.Ama sesinden daha çok dediği son cümleler aklıma takılmıştı.Karolun hayallerinden bahsederken ne demek istemişti?
“Benim kurduğum hayaller ve seçtiğim yaşam kimseyi ilgilendirmez.” Dedi Karol ve arkasında duran sandalyesini eliyle kenara savurup yanımdan geçti.Geçerken omuzunun bana çarpmasıyla hafif yalpalasam da dengemi sağlayıp ayakta durmayı başardım.
Ve hala orada durduğumu anladığımda Hala’nın bağıran sesiyle hızlı adımlarla yürüdüm Karol’un arkasından açık kalan kapıdan dışarı çıktım.
Adisson’un “ucuz atlattık.” Diyen yorumunu duyunca hafifçe başımı salladım.
Kaldırıma çıkıp yürümeye ve Hala’nın dediklerini düşünmeye başladım.Karol’un biraz önümde yürüdüğünü anlamam birkaç dakikamı almıştı.Düşüncelerim o kadar karışıktı ki onu fark etmemiştim.



Tüm hakları saklıdır ©



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram