Sayfalar

12 Mart 2015 Perşembe

Awaking (Uyandıran) 7. Bölüm







En güzel hareketlerimiz bile, eğer onları meydana getiren bütün sebepler herkesçe bilinmiş olsaydı, bize çok kere utanç verirdi.










Açık penceremden sarkmış durumda tehlikeye aldırmadan duruyordum.Ve her an biri içeri gire bilirdi.Ama yine de Mabelle’le konuşmam lazımdı.Kendi inandığıma onu da inandırmalıydım.
Ne dediğini duymak için biraz daha aşağı sarktım ve dolayısıyla ayaklarım havalanmıştı.Eğer ki pencerenin kenarlarına tutunmuyor olsaydım tepe-taklak yere çakılmıştım çoktan.Adisson’un “yavaş ol!” dediğini duydum ama şu anda Mabelle’e odaklanmış durumdaydım.
Mabelle benim bu komik halime aldırmadan konuşmaya devam etti. “Seninle küs kalmak istemedim.Küseli daha bir kaç saat oldu ama ben seni çok özledim.” Dedi hala parmaklarıyla oynayarak.Aynı şeyleri hissetmemiz ne kadar da şaşırtıcıydı.
“Bana inanıyor musun?” dedim çabucak.Şimdi en önemli sorum buydu çünkü her an pencereden düşe bilirdim ve bunu öğrenmeden ölmek istemiyordum.
Mabelle de benim soruma karşılık hiç tereddüt etmeden başını hızla salladı ve kocaman gülümsedi.Ayın loş ışığında bile dişlerinin parıltısını göre biliyordum.
“Dişlerini yıkayıp mı geldin buraya?” dedim kendim de ağzımdan çıkanlara inanamayarak.Ne salak bir soru sormuştum ya ben?! Mabelle’yse garibim bana sadece bön-bön bakmakla yetindi.
“Eva kapıya yaklaşan biri var,çabuk içeri gir!” dedi Adisson içerden.Ben de bir  daha duyu organlarıma teşekkür ettim.
“Geliyoruuum.” Diye fısıldadım başımı geriye kaydırarak.Mabelle’in aptalca soruma olan cevabını beklemeden ona el salladım.
Adisson’un hala bağırdığını duyuyordum.“Eva hadi çab-” ama aniden sözünün kesilmesiyle bir terslik olduğunu anladım.
“Ne?Ne oldu?” deyip pencereden içeriye dehşetli bir manevra yaptım.
Mira kapıdan sarkmış bana ve ‘değerli’ pencereme bakıyordu.Yüzünde hem kızgın,hem de oburluk yarışmasında zafer kazanmış bir ifade vardı.
“Ne var?” dedim sorumu tekrarlayarak.Ama bu sefer sesimin korkak değil,sakin ve inatla çıkmasını sağlamıştım.Hiç acele etmeden pencereyi kapattım ve sandalyemde oturup yüzümü tekrar ona döndüm.
“Pencerede ne yapıyordun sen?” dedi beni şüpheyle süzerek.
‘Sana ne’ demek vardı ama kendimi tuttum.Sonuçta bu lafı sonra Korin Hala’ya da uygun bir dille tekrarlamalıydım.Korktuğumdan değil.Sadece bu gün Adisson hariç,yeterince sorun yaşamıştım.
Çok gariptir ki Adisson’u ortaya çıktığından beri sorun olarak görmüyordum.Sanki uzun zamandır yanımdaymış ve biz ‘kağıt üzerinde’ de olsa tanışıyoruz gibi geliyordu bana.Nasıl ortaya çıktığını,onun deyimiyle canlandığını hala çözemedim ama yine de ona alışmak kolay oldu.
“Hava alıyordum” dedim ve sırtımı ona dönüp önümdeki kağıtlarla ilgileniyormuş gibi yaptım.Şu anda Mira’ya aldırmayacak kadar mutlu ve rahattım.Bir an önce odadan çıkmasını ve kendi mutluluğumla başbaşa kalmayı diliyordum içimden.Mabelle’le barışmıştım ve Adisson odamdaki yalnızlığımı paylaşmak için canlanmıştı.Daha ne isteye bilirdim ki?
Önümde bana endişeyle bakan Adisson’a ve yanındaki sevimsize gülümseyip göz kırptım.Endişelenecek bir şey yoktu…
…Ya da ben öyle zannediyordum…
“Havanı alıp bitirdiysen aşağıya in de bulaşıkları yıka!” dedi Mira o kargayı aratmayan sesiyle.Onu göremiyordum ama,muhtemelen daha da iğrenç görünmek için suratını şekilden şekle sokuyordu.
Onunla kavga etmeye hiç niyetim yoktu.Moralimi bozmasına izin vermeyerek “tamam” dedim ve ardından uysalca başımı sallayıp sustum.
Ama cadı illa tırnaklarımı çıkarttırmalı olduğu için “dün de zaten tüm bulaşığı bana yıktın.Bunu unutmadım küçük hanım!Geleceksin ve o bulaşıkların hepsini yıkayacaksın!” dedi daha da yüksek sesle.
“Tamam” dedim yine,ama bu sefer dişlerimi sıkmıştım.Onu başımdan atmaya çalışıyordum ama şansını fazla zorladığı açıktı.
Sesimi çıkarmamı yanlış anlamış olacak ki onu tepemde dikilirken buldum.Arkam dönük olduğu için yaklaştığını ancak sandalyeme dayanan elini  görünce anladım.Hafif dönüp önce sandalyemi sıkan parmaklarına,sonra da kendisine çatık kaşlarla baktım.
“Sanırım aklın başına gelmiş ha?” dedi dudağının yanı kıvrılarak.Sesini bir ton daha artırmıştı. “Artık bu evde hangi kurallara uyman gerektiğini anlamana sevindim.” Dedi daha da gülümseyerek.Eli hala sandalyemin arkasını ve sabrımı zorluyordu.
Mutlu düşüncelerimin ve tavan olmuş moralimin nasıl bu şekilde tepe-taklak yere çakıldığına hayret ederek ayağa fırladım.Ona kanmamam lazımdı ama kendimi tutamamıştım.
“Mira,tamam dedim,kaşınma!” deyip elini yavaşça sandalyemden uzaklaştırdım.Dolayısıyla kendisi de sandalyeden uzaklaşmıştı.
Bu hareketime şaşırmışsa da bu ilk bir kaç saniye sürdü.İri olabilirdi ama güçlü değildi.Bedenindekiler sadece yağ yığınıydı.Bana karşı gelmesi imkansızdı ve bunu o da biliyordu.Yine de geri çekilmedi.
“Sen bana karşı mı geldin?!” dedi ve elini tekrar sandalyeme yerleştirdi.Sesi fısıldar gibi çıkmıştı ve bu benim için açık bir tehditti.Ama yine de korkmadım.Adisson oradan bakarken korktuğumu belli etmeyecektim.
“Sen benim neyimsin ki ben sana karşı geleyim.” Dedim ben de aynı fısıltıyla.Yüzüne biraz daha yaklaşmıştım. “Burdayım,çünkü mecburum!Ama bu senin iğrenç sesine ve hakaretlerine dayanacağım anlamına gelmez!”
Bunları söylememem gerektiğinin farkındaydım.Tıpkı onun eline tekrar dokunmamam gibi.Çünkü her an evden kovula bilirdim.Ama yine de biraz bağırmaktan bir şey çıkmazdı.
“Sen kimsin de benimle bu şekilde konuşuyorsun.Seni küstah!” dedi Mira alçak sesle.Sonra da bağırmaya başladı “Anneee!Anne hemen buraya gel de şu küstah kızın bana söylediklerini duy!Hemen!” dedi sesini en sona kaldırarak.Ben her an Korin Hala’nın odaya dalacağını ve saçlarımla uğraşmaya başlayacağını düşünüyordum.Ama kapıda onun yerine Karol göründü.
“Ne oluyor?” dedi sert bir sesle. “Sesiniz taa sokağın başından duyuluyor!Annem evde olsaydı işin bitmişti Eva!” bana bakıp yüzüne sert bir görünüm vermeye çalıştı.Ama yüzünde anlayamadığım,yumuşak mı,yoksa sevecen mi diye adlandırabileceğim,garip bir ifade vardı.Ve bu bakışın sadece  bana ait olup olmadığını çok merak ediyordum doğrusu.
“Bana bakma.Sen de biliyorsun ki bağıran ben değildim!Sesimizi ayırt edecek kadar uzun zamandır tanıyorsun bizi.” dedim sert bir sesle.Gerçekten de beni uzun zamandır tanıyordu ve tabi ben de onu.Durduk yere bağırmayacağımı biliyor olmalıydı.
Karol beni dinlemiyormuş gibi Mira’ya bakarak konuşmasına devam etti “Ne oluyor Mira?” dedi ve sevgili kız kardeşinin cevabını beklemeye başladı.
Mira’ysa sanki Karol ona haksızlık yapıyormuş gibi dudaklarını sıktı.Tatlı görünmeye çalışıyordu ama ,o  anda yüzü her zamankinden daha çirkin duruyordu.
“Ben ona güzel ve sakin bir sesle bulaşıkları yıkamasını rica ettim.O ise bana sanki onun saçlarını yolup rüzgara vermişim ve hakaret etmişim gibi bağırıp çağırdı.Ne yapsaydım yani?” dedi hala Karol’a masumca bakarak.
“Peki güzel ve sakin bir ses kullandığına emin misin?” diye sordu bu sefer Karol beni şaşırtarak.Ve gözlerini kısarak Mira’ya bakıyordu.Dudaklarımda sinsi bir gülümseme oluşamaması için kendimi zor tutuyordum.Hem de şaşkındım.Çünkü Karol hep kardeşlerinin tarafında olmuştu.Onlar ne derlerse onu kayıtsız şartsız kabul ediyordu.Şimdi ne olmuştu da Mira’nın yaptıklarını sorgular olmuştu?
Karol birkaç adımda odayı geçip kardeşinin yanına ulaşmıştı.Dolayısıyla bana da hiç olmadığı kadar yakındı.O an bana gelen bir kokuyla irkilmiştim.Karol parfüm kokuyordu.Bana her zaman 3 metreden fazla yaklaşmamaya özen gösterirdi.Bu yüzden de hep kötü kokuyor olabileceğini düşünürdüm.Ama burnuma gelen serin ve sert parfüm kokusu bir kaç saniye gözlerimi kapamama ve afallamama neden olmuştu.Ama hemen kendimi toparlayıp gözlerimi açtım.Çok şükür ki Karol benim afallamamı fark etmemişti.
Bu da neyin nesiydi böyle?!Neler düşünüyordum ben?!Karol 25 yaşındaydı.Tabi ki de parfüm kullana bilirdi.Benim buna şaşırmamam gerekirdi.Hem bana neydi ki?!
Kendimi toplamaya çalışıp gözlerimi kırpıştırdım ve Mira’nın vereceği cevaba odaklanmaya çalıştım.Tam o anda sol tarafımda,masanın üstünde bir hareketlenme fark ettim ve başımı hafifçe o tarafa çevirdim.Adisson ellerini beline koymuş,kaşlarını çatmıştı.Bana bakıyordu.Ama sanki bakışlarında bir huzursuzluk,bir kızgınlık var gibiydi.
Tekrar kendime gelmeye çalışıp Karol’la Mira’ya baktım.Mira Karol’a cevap vermeye hazırlanıyor gibi görünüyordu.Ve hala kızgındı.
“Ben ne dediğimi gayet iyi biliyorum!Sen kimin tarafındasın ha?” dedi Mira bağırarak.Ellerini yumruk yapmış muhtemelen bana vurmaya hazırlanıyordu.
“Ben olayı anlamaya ve kimin haklı olduğunu bulmaya çalışıyorum küçük hanım.Ayrıca bağırmana gerek yok.Sesinin nerelere gittiğini demin sana söylediğimi hatırlıyorum.” Dedi Karol sakin ama kontrollü bir sesle.Mira’nın yanında nasıl kontrollü kala biliyordu anlamıyorum.
“Ben haklıyım,Karol!Ben!” dedi Mira parmağıyla göğsünü işaret ederek.
Karol bana dönüp “Cadı,sen ne düşünüyorsun?” dedi ciddi bir yüz ifadesiyle.Bana verdiği ve küçükken onunla sık sık kavga sebebim olan ismi duyunca kalan moralim de altüst olmuştu.Ama en önemlisi benimle dalga geçmesiydi.Sanki bana inanacakmış gibi gerçeği anlatmamı istiyordu.Vereceğim cevabı duyunca muhtemelen Mira’yı haklı çıkaracak ve benim cevabıma da ya duymazdan gelecek,ya da haksız olmam için kendinden her hangi bir bahane uyduracaktı.Bundan emindim,çünkü hep öyle yapardı.Küçüklüğümden beri Karol tarafından itilip kakılmaya alışmıştım.Bunu da kabullenmem lazımdı muhtemelen.Ama gözümün içine baka baka benimle dalga geçmesi bir an gururuma dokunmuştu.Onu incitmek,en iğrenç küfürleri yüzüne sıralamak istiyordum.Ona ne dediğim artık umurumda değildi.Buradan kovulmam da umurumda değildi.Tek bildiğim Karol’dan ne kadar nefret ettiğimdi.
En az onun kadar sakin ve ciddi bir ifade takınıp “Ne haliniz varsa görün!” dedim fısıltıyla.Boyum kısaydı,dolayısıyla başımı olabildiğince arkaya atıp Karol’un gözlerine bakmaya çalıştım ve başardım.Şimdi yüzündeki bütün hatları göre biliyordum.Ve şaşırdım.Karol artık çocuk değildi...
Ani çıkışım ve sert duruşumla onu şaşırtmayı başarmıştım.Önce çatık kaşlarını havaya kaldırdı.Ardından dudakları hafif aralandı.Sanki bir şey söyleyecek gibiydi.Ama onun bir şey söylemesine fırsat bırakmadan tekrar konuşmaya başladım.
Ama bu sefer bağırıyordum.
“Odamı hemen terk edin!Hemen!” dedim,sonra yanımda şaşkınca bana bakan Mira’ya döndüm. “Merak etme,gelip o lanet olası bulaşıklarını da yıkayacağım!” dedim bağırarak.Kız bir kaç adım gerileyip bana şaşkınca bakmaya devam etti.
Ama durmadım.Başıma gelecekleri bile bile,hatta hepsini kafamda hesaplayarak bağırmaya devam ettim.Kontrollü delilik buna denirdi her halde.
“Şimdi odamdan defolun!Hadi!Her şey halloldu!Ben haksızdım!Her zamanki gibi ben haksızdım!Hadi gidin şimdi!Defoluuun!” dedim göz pınarlarımı zorlayan yaşları geri itmeye çalışarak.Kendimi resmen kaybetmiştim.Kriz geçiriyor ola bilirdim.Delirmiş de ola bilirdim.Ama umurumda değildi.
Ailemin yokluğu,Korin Hala’nın yaptıkları,onun çocuklarının 20 yıllık hayatım boyunca bana çektirdiklerinin hepsi üst üste gelince sonunda patlamıştım.Tabi bunda Grace’in biraz da olsa suçu ola bilirdi.Ama sinirlerim artık bazı şeyleri kaldırmıyordu anlaşılan.
Bu kriz halimden ancak yüzüme gelen bir darbe ve sol yanağımın yanmasıyla kurtuldum.Darbenin etkisiyle sendeleyip sandalyeme düşmüştüm.Kendime gelmem bir kaç saniye aldı.Gözlerimi araladığımda kendimi Adisson’un alev gibi yanan kızgın gözlerine bakarken buldum.Dişlerini sıkmış her an birine saldıracakmış gibi duruyordu.Ama bana değil,başımın üstünde duran Karol’a bakıyordu.
Karol bana vurmuştu...Bu gerçek kafamdaki yerini alınca inanamadım.Karol bana vurmuştu!Ben Karol’un bana vurmasına izin vermiştim.Bir aptal gibi davranıp dayak yemiştim.Kendime inanamıyordum.Tıpkı çocukken olduğu gibi bana vurmuştu.Uzun zaman önce unuttuğum bir histi bu.Ve aşağılayıcıydı!
Sol yanağım hala yanıyordu.Gözlerimi Adisson’a bakmamak için yumdum.Utancımdan ne yapacağımı bilmiyordum.Karol’un bana vurması yetmezmiş gibi bir de Adisson buna şahit olmuştu.Bu hepsinden daha beterdi.Onun yanında küçük düşmüştüm.Kendimi tutamayıp yaramaz bir çocuk gibi dayak yemiştim.Artık onun yüzüne nasıl bakacaktım bilmiyorum.
Ben utancımdan gözü kapalı dururken Karol’un sesi duyuldu.
“Kendine gel!” dedi dişlerinin arasından.Ondan nefret etsem de sırf Adisson’a bakmamak için başımı Karol’a çevirdim.Odanın loş ışığında sadece siyah gözlerini gördüm.Gözlerinde pişmanlık vardı,ama hala kızgındı.Kendimi kaybettiğim için bana mı kızgındı,yoksa bana tokat attığı için kendine mi,bilmiyordum.
“Kendine gel,yoksa ben getirmesini bilirim!” deyip arkasını döndü.Geldiyi gibi bir kaç adımda odayı geçip açık olan kapıya ulaştı ve çıkıp gitti.Mira da tek kelime etmedi.Sadece bana bir ucubeymişim ve bu başıma gelenleri hak ediyormuşum gibi bakış atıp odadan ayrıldı.
…Yalnız kalmıştım.Neredeyse yalnız…




 Tüm hakları saklıdır ©

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram