Sayfalar

18 Ocak 2015 Pazar

Awaking (Uyandıran) 5. Bölüm









 Sorular sadece cevabı duymak
 isteğiyle var olurlar.










Ah harika,bir bu eksikti!Mabelle bir şeyler konuşuyordu ama artık onu duymam imkansızdı.Onu dinlemeden paldır küldür sınıfa girmiş ve kendi sırama doğru ilerlemiştim.Çantam sıramın üstünde duruyordu ve buradan bakınca ortada garip bir şeyler yoktu.
“Çantan garip sesler çıkarmaya başladı.Ben de seni çağırmaya karar verdim.Belki telefondur diye düşündüm ama sen telefon kullanmazsın ki.” Dedi Mabelle arkamdan gelerek.Yüzü gerçekten korkmuş ve endişeliydi.Sırama oturup çantamı üstüme koydum ve Mabelle’e bir bakış attım.
Biraz sonra Dawson içeri girince ona kısa bir bakış attım ve Mabelle’a döndüm.
O kadar masum ve endişe doluydu ki artık onu kandıramazdım.O benim en iyi arkadaşımdı ve benim hakkımda her şeyi bilmesi lazımdı.O bana her sırrını anlatırken ben neden bunu ondan esirgeyeyim?Arkadaşlık yemini falan etmemiştik belki ama çocukluktan beri birlikteydik ve aramızda söze dökmeye gerek duymadığımız bir anlaşma vardı.Bunu bozmaya hakkım yoktu.Hem bir aksilik olur da ben anlatamadan başkasından öğrenirse beni asla affetmezdi.
“Mabelle,bilmiyorum bana inanacak mısın ama sana söylemem gereken bir şey var.” Dedim ona dikkatle bakarak.Mabelle’sa hala beni endişeyle izliyordu.Yanıma oturmasını işaret edip çantamı sıranın üstüne koydum.
Mabelle da yanımdaki boş yere oturup beni dinlemeye hazırlandı.Ama önce yapmam gereken bir şey vardı.Bir şeyden emin olmalıydım.
Çantamı sıranın üstünde açıp içine baktım.Adisson hala oradaydı ve yanında kıpırdayan diğer kadın çizimi de vardı.İkisi de yerlerinden memnun görünmüyordu.Onları neredeyse buruşturup oraya tıkmıştım.Adisson beni görür görmez sevinmişe benziyordu.Gülümsedi ama yeri dar olduğu için tekrar yüzünü buruşturdu.Ben de ona üzgün bir gülümsemeyle bakıp yavaşça fısıldadım.
“Add,sence seni başkalarına göstermemin bir sakıncası var mı?”
Adisson isminin kısaltmasından hoşlanmış gibi gülümsedi.Gözlerinin nasıl parladığını o yarı karanlık çantada bile fark edebiliyordum.O küçücük,buruşmuş kağıtta daha fazla dik durmaya çalışıp bana baktı.Gülümsemesi yüzüne yayıldı.
“Add…bu iyi işte.” Dedi gülerek.Sorumu duymamış gibiydi.
“Bi soru sormuştum!” dedim kaşlarımı çatarak.Adisson da hemen toparlanıp düşünüyormuş gibi yaptı.Sanırım onu gerçekten yırtacağımdan korkuyordu.Gülmemek için kendimi zor tutup cevabını beklemeye başladım.
“Bilmiyorum.Hiç başkasına görünmedim.” Dedi birkaç saniye sonra.Ve kıkırdadı.Bu durum ona da en az benim kadar komik gelmiş olmalıydı.
“Peki bir denersek senin için bir sorun olur mu?” dedim çekinerek.Belki de kendini saklama kararı falan vermişti.Ya da daha uygun bir zamanda insan içine çıkmak istiyor olabilirdi.Bunu bilemezdim.
“Bana niye soruyorsun ki?Beni sen uyandırdın.Sen karar vermelisin.” Dedi şaşırmış gibi.
Ona bakınca o kadar korkuyordum ki.Ona inanmakta güçlük çekiyordum.Kendini resmen bana ait bir eşya gibi gösteriyordu.Tamam insan olmayabilirdi belki ama konuşuyordu,beni duyup cevap veriyordu.En önemlisi düşünebiliyordu.Bu onun da bir varlık olduğunu açıklardı.Ama sanki hiçbir kararı kendi veremezmiş gibi davranıyordu.Sanki ben onun sahibiymişim gibi bana itaat etmek zorundaydı.Bunu ilk karşılaşmamızda da yapmıştı.İsmini benim verdiğimi,soyadınınsa olmadığını söylemişti.Hiç kimse bu şekilde muamele görmek istemezdi.Ama Add bunu kabullenmiş gibiydi.
Ona başımı sallayıp çantayı gerisin geri kapattım ve Adisson’un huzursuzca homurdandığını duyar gibi oldum.Mabelle’e bakınca hala benim konuşmamı beklediğini gördüm.Boğazımı temizleyip yakında biri var mı diye kontrol ettim.Sınıfta Dawson ve birkaç öğrenci dışında kimse yoktu.
“Benim çizimlerimi biliyorsun.” Dedim onu hazırlamaya çalışarak.Gerçi bunu nasıl yaparsam yapayım yine de onun için büyük şok olacağını biliyordum.
Zil çalmak üzereydi ve büyük teneffüs olsa da zamanım azdı.Mabelle başını onaylarcasına sallayıp tekrar dinlemeye devam etti.
“Biliyorsun ki onlar cansız.” Dedim gülümseyerek.Mabelle tekrar başını sallamıştı,ama bana artık daha temkinli bakışlarla bakıyordu.Bakışlarına aldırmadan devam ettim. “Şey…Onlar artık cansız değil.Onlar canlandı.Kendi deyimleriyle uyandı.” Dedim ve gözlerimi kapatıp Mabelle’nin çığlığını duymayı bekledim.
Biraz sonra tımarhane aranacak ve Eva Demetria isimli öğrenciye deli teşhisi konulacak,gözlem altına alınacaktı.Elveda okulum,elveda Korin hala (bu kısma çok sevinmiştim),elveda  hayallerim ve elveda Adisson!!!
Bana uzun gelen bir dakika boyunca bekledim.Ama çığlık falan gelmedi.Onun yerine Mabelle’ın sıcak yaz günlerinde bile buz gibi ve terli olan elini alnımda hissettim.Gözlerimi açıp ne yaptığını anlamaya çalıştım.Mabelle elini alnıma koymuş,ateşimi ölçüyordu.Elini geri çekip önünde birleştirdi. “Aaa ama senin ateşin de yok.Neden böyle zırvalıyorsun ki?” dedi üzgün bir yüzle.Sonra da ayağa kalkıp devam etti. “Ben hemen gidip hocalardan birine haber vereyim de eve git.Evet,evet en doğrusu bu.”
Afallamış bir şekilde ona baktım.Bana inanmamıştı!Arkadaşım bana inanmamıştı ve hasta ya da deli olduğumu düşünüyordu.Mr.Ric’ten bile beklerdim,ama Mabelle’dan asla! Hiç kimse inanmaya bilirdi ama Mabelle bana inanmalıydı.O benim en iyi arkadaşımdı.Herkesin deli olduğumu düşünmesi umurumda değildi.Bu daha iyiydi.Tımarhanede Korin Hala yoktu sonuçta.Ama Mabelle bana inanmalıydı.Olmayan bir şeyi söylemeyeceğimi bilmeliydi.
Elini tutup kendime çektim,ve Mabelle gerisin geri sıraya devrildi.Dawson’un merakla bize baktığını fark etmiştim.
Sakin olmaya çalışarak Mabelle’a baktım. “Bana bak,delirmedim ben!Hasta da değilim!” dedim kısık bir sesle. “Doğruyu söylüyorum.Bu gün okula da bu yüzden geç kaldım zaten.Yolda en son çizdiğim erkek çizim uyandı.” Dedim aceleyle.Kaçacağından ya da bağıracağından korkuyordum,ama bana dikkatle bakıp bir süre sustu.
Konuşmayınca devam ettim. “Sana anlatmak istemedim önce.İnanmayacağını biliyordum.Ama sonra sana yalan söylemeye kıyamadım.Hem zaten bunu birine anlatmazsam çatlardım.Senden başka kime anlatabilirdim ki? ” Dedim yalvaran bakışlarla.Ona en sinir olduğu şeyi yaptım- gözlerimi kırpıştırarak bakmaya devam ettim ve cevap bekledim.
“Ha sen ciddisin!” dedi şaşkın gözlerle.Evet anlamında başımı salladım.İnanmaya başladığı için çok mutlu olmuştum.Belki onun da istediği bir çizimi çizer ve uyanmasını sağlardım.Gerçi çizimlerin nasıl canlandığını daha çözememiştim ama olsun.Yakında bunu da öğrenirdim.
Mabelle’se benim bütün umutlarımı alt üst ederek “Ama bu mümkün değil ki.Olamaz…Yani…çizim nasıl uyanır ki?!Hem uyanmak da ne? ” dedi ağlamaklı bir sesle.Tuttuğum nefesi bıraktım ve üzgün gözlerle ona bakmaya devam ettim.
Ama pes etmeyecektim. Onu ikna edene kadar konuşmaya devam edecektim.Sırada ona yaklaştım ve ellerini ellerimin içine aldım. “İnan bana ilk tepkim tıpkı seninki gibiydi.” Dedim onu rahatlatmaya çalışarak.Gülümsedim.Mabelle hala gözlerini iri iri açmış bana bakıyordu.Çantamı aldım ve üstüme yerleştirdim.Mabelle’e bir bakış atıp “Hazır mısın?” dedim.
Başını belli belirsiz salladı,ben de çantayı açıp ilk önce Adisson’u,sonra da diğer kadın çizimini-artık ona da bir isim koysam iyi olacak-ona uzattım.Eline alıp dikkatle baktı.Kağıtlar her an alev alacakmış gibi davranıyordu.Ona bakınca aslında Adisson’u ilk gördüğüm zaman kendimin  de böyle davrandığımı fark ettim.Ben de onun gibi kağıda tehlikeli eşya gibi bakıyordum.
Mabelle hala Adisson’a bakmaya devam ediyordu.Ben de kalkıp onun etrafından yürüdüm ve başının üstünde durup olacakları bekledim.İlk önce bir şey olmadı.Mabelle bir bana,bir Adisson’a bakıp duruyordu.Olmayacağını düşünüp korkmaya başlamıştım.Galiba gerçekten de bu şeref sadece bana aitti.
Ama bir süre sonra aklıma harika bir fikir gelmişti.Belki Adisson’a seslenirsem hareket ederdi.Belki de sadece benim sesime tepki veriyordu.
Resme yaklaşıp “Add.” diye fısıldadım. “Add,sana şimdi gerçekten ihtiyacım var.” Ama bir şey olmadı.Endişelendiğimi Mabelle’ın anlamaması için kocaman gülümsedim ve hiç istifimi bozmadan. “Eğer şimdi kıpırdamazsam bundan böyle kıpırdayacak halde olamayacaksın Add,haberin olsun.” Dedim.Aman Tanrım,korkudan resmen ölüyorum!
Adisson tehtidimi duymuş gibi kıpırdayıp etrafına baktı.Mabelle’e gülümseyip göz kırptı. “Aaa demek ki her kesle konuşabilirim.Bu iyi işte.Hiç sıkılmam.” Dedi gülümseyerek.Sonra bana döndü. “Bu arada,senden korkmuyorum!...Eee yani,belki biraz…” dedi ellerini yumruk yaparak.O kağıdın üstünden bile bana diklenebiliyordu.O kadar şirindi ki.
Mabelle’ınsa gözleri-mümkünmüş gibi-daha da büyüdü ve kağıdı sıraya fırlatıp,geri geri ayağa kalktı.Hortlak görmüş gibi bir hali vardı.Yüzü bembeyaz olmuştu.
“Mab.” dedim endişeyle.Kolunu tutup sakinleşmesini bekledim.“Mab iyi misin?”
“Hayır.Hayır hayır bunu…bunu kabullenmem lazım.Eeee bana biraz izin ver!” deyip koşarak sınıftan çıktı.Dawson ayağa kalkmış ve yanıma gelmekle gelmemek arasında kalarak ayakta dikilmişti.
Tam Mabelle’ın arkasından gidecektim ki Adisson’un sesiyle durmak zorunda kaldım. “Bırak gitsin Eva.Kabullenmesi için yalnız kalması lazım.” Dedi anlayış dolu bir sesle.Sanki Mabelle’ın korktuğu o değilmiş gibiydi.Nasıl bu kadar sakin durabiliyordu anlamıyordum.
Sonraki derslerin tümünde Mabelle konuşmadı.Yanımda oturup sadece kitabıyla ilgileniyormuş gibi yaptı.Aramızdaki bozukluğu herkes fark etmişti ama bir şey sormaya lüzum görmemişlerdi.3 dersin her birinde kafasını deve kuşu gibi kitaba gömüp,teneffüste de doğruca dışarı fırlamıştı.Ben de üstüne gitmemek için çenemi kapalı tutmaya ve onu kendi haline bırakmaya karar verdim.Bunun ne kadar doğru olduğunu bilmiyordum ama Adisson’a güveniyordum.
Son ders zili çalar çalmaz Mabelle çantasını kaptığı gibi çekip gitmişti.İyi ya da kötü bir şey söylemesine ihtiyacım vardı.Ama yine de kendimi tutup peşinden gitmedim.Bir süre sonra ben de çantamı alıp eve doğru yola koyuldum.Uyumaya ve bu gün olanları unutmaya ihtiyacım vardı.
Yolda yürürken Adisson’u elimde tutmuştum.Bu sayede onunla daha rahat fısıldaşabiliyorduk.
“Sence doğru mu yaptım?” dedim ona sıkıntıyla.Bir çizime doğruyu yanlışı sormak komik,hatta garip olabilirdi ama şu anda her türlü akla ihtiyaç duyuyordum.
Adisson anlayışla başını sallayıp “Tabii ki.Arkadaşına yalan söylemek hiç hoş değil.Emin ol bunu başkasından duysaydı seni affetmesi daha zor olurdu.Bunu senden duymalıydı.Bu şekilde daha kolay kabullenecek,” Dedi.Bir kaç saniye sustuktan sonra da meraklı bir sesle “Onunla uzun zamandır mı arkadaşsınız?” diye sordu.
“Evet,ilk okuldan beri.” Dedim gülümseyerek.Mabelle’le geçirdiğim komik zamanları hatırlamıştım.Hepsi o kadar eğlenceli o kadar mutlu anılardı ki.
Onunla ilk okulda tanışmıştım ve daha o andan birbirimizi korumaya ve birbirimize inanmaya başlamıştık.Annem ve babam yaşıyordu ve biz Korin Hala’ya yakın bir evde oturuyorduk.Mabelle’ı bir kaç kez evimize davet etmiştim ve ders çalışırken bile çok komik anılarımız vardı.Onunla hep iyi anlaşırdım.Beni hep anlardı.Ben ne istesem sorgusuz sualsiz yapardı.Tabi ben de onun her istediğini yapardım.Bizim arkadaşlığımız uzun zaman önce sözsüz başlamıştı.
Tüylerle,kumaşlarla,ipliklerle oynamayı taa çocukluktan beri seviyorum.Mabelle bunu bilir ve hep beni onlarla oynamaya çekerdi.Böyle oyunlarla mutlu olduğumu anlamış olmalıydı.
Adisson’un sesiyle kendime geldim.  “Neye gülüyorsun?” diyordu o da gülümseyerek.Düşüncelerimi merak etmesi hoşuma gitmişti.Acaba ona annemle babamı anlatmalı mıydım?Belki de beni anlar,hatta yol bile gösterirdi.Bir çizim olması aklının çalışmayacağı anlamına gelmiyordu.
Ne kadar aptal göründüğümü fark edip toparlandım.
“Neye gülüyorsun ya?” Diye sorusunu tekrarladı Adisson.Onun da neşelendiği belliydi.
“Hiç…Ailemi düşünüyordum.” dedim etrafımızdaki ağaçlara bakarak.
“Ailene ne oldu?” dedi Adisson da merakla.“Korin Hala kim?”
Ona baktım ve kaşlarımı çattım.“Bunları nereden biliyorsun?Sen yolda uyanmamış mıydın?” dedim şüpheli bir sesle.
Yampiri bir şekilde gülümsedi ve utançla bana bakmaktan kaçındı. “Aslında sen bana isim verdiğin anda uyanmıştım.Akşam yani.Ama bir türlü söyleyemedim.Sabah yolda sanırım seni biraz korkuttum.”
Ona iri iri açılmış ve şaşkın gözlerle baktım.Ben sabah üstümü onun önünde değişmiştim.Utançtan yerin dibine geçebilirdim.İşte sırf bu yüzden konunun üzerine fazla gitmedim ve  başımı sallamakla yetindim.
“Evet,ailen diyorduk.” Dedi ısrarla.
Ona baktım ve ne kadar ısrarcısın der gibi gözlerimi devirdim. “Ailem ben 9 yaşındayken kayboldular.Ben de Hala’m Korin ve onun çocuklarıyla yaşıyorum.Anlarsın ya,mutlu mesut.
“Nasıl kayboldular?” dedi Add üzgün bir sesle.
Geçmişe giderek yüzümü astım. “Bilmiyorum.” Dedim omuz silkerek. “Hatırladığım tek şey loş ışıklı bir oda ve pembe bebek beşiği.”
“Onları özlüyor olmalısın.” Dedi Adisson yumuşak bir sesle.Ona baktım ve ne kadar canım yansa da gülümsemeye çalıştım.Ailem ölmemişti,bundan emindim.Onlar için üzülmeyecektim.
“Sonbahar…” dedim konuyu değiştirerek.Add da beni duyar duymaz becerdiği kadar etrafına baktı.
“Sonbaharı severim.Yapraklar falan,harika bir görüntü.” Dedi çarpık bi gülüşle.
Ona baktım ve şaşkın bir şekilde gülümsedim.“Sen de mi?”Benimle ortak noktasının olduğunu bilmek şaşırtıcıydı.
Düşüncelerimi okuyormuş gibi başını sallayıp  “Bizim bi sürü ortak noktamız var.” Dedi. “Beni sen çizdin,dolayısıyla senin sevdiğin ve nefret ettiğin neredeyse her şey bana da geçti.”
Aslında biraz düşününce bu mantıklı gelmişti.O benim eserimdi ve benim istediğim gibiydi.Tabii ya,o benim hayalimdeki erkekti.Onu bu sebepten çizmiştim.Hayalimdeki bütün iyi ve kötü şeyleri,anıları,düşünceleri onda birleştirmiştim.
Bunu düşünüp Adisson’a daha dikkatle baktım.Gerçekten de hayalimde ne varsa kağıdın üstünde gibiydi.Kahveyi andıran omzuna dökülmüş dağınık saçları ve toprak rengi gözleriyle oldukça çekiciydi.Ona hafif kirli sakal da çizmekle doğru yapmıştım.Fark etmemiştim ama omzuna çizdiğim bluzu iki dakikada bir düzeltiyordu.Sanki resimden çıkıp düşe bilirmiş gibi.Kağıt üzerinde bu kadar çekiciyse,kim bilir gerçek hayatta nasıl olurdu diye aklımdan geçirdim bir an.
Ama sonra bu mümkünsüz düşünceden kendim de utandım.Yanaklarımın kızarmaması bir mucizeydi.İyi ki böyle bir huyum yoktu.
Adisson’sa hala etrafı izliyordu,onu izlediğimi fark etmemişti.Birden gözlerini çevirip bana bakınca onu izlediğimi görünce şaşkın şaşkın bana baktı,ama ben hemen ona bakmaktan vazgeçip onun işini devam ettirip etrafı izledim.
“Bende bir sorun mu var?” dedi endişeyle. “Bi yerimi mi yanlış çizdin?” Üstündekileri inceleyip yanlış olan yerlerini bulmaya çalışıyordu.Sonra sanki yamukmuş gibi yine omzundaki bluzunu düzeltti.
Ona bakıp masumca gülümsedim.“Ahh yok,hayır.Sadece…” sözlerimin devamını getiremedim.Çünkü ne diyeceğimi bilemiyordum.Seni ne kadar harika çizdiğimi fark ettim,ama gerçek dünyada bundan daha yakışıklı olduğunu düşünüyorum  mu  diyecektim?O yüzden beni kurtara bilecek en iyi yalanı söyledim “Eee…Boş ver.” Dedim ve ağaçları izlemeye devam ettim.
Eve gelince kapıyı çalıp Hala’nın sinirli yüzünü görmeyi-ne kadar istemesem de-bekledim.Adisson hala elimdeydi.Başka insanların yanında uslu durmak ve hiç kıpırdamamak şartıyla onu hep elimde tutacağım konusunda söz vermiştim.Bu şekilde hem çantamın karanlık ve sıkıcı ortamından kurtulmuş,hem de etrafı izlemiş oluyordu.Bu yüzden de hiç itiraz etmeden razı oldu.
Hala’nın yerine kapıyı Karol açtı.Beni gördüğüne şaşırmadı.Bu evde her kes okuldan geliş saatimi bilirdi ve o saat surat asma saatiydi.Tek kelime etmeden  kenara çekildi.Dünkü tartışmamızdan sonra hiç karşılaşmamıştık ve şimdi de bana bakmamaya özen gösteriyordu.Aslında buna sevinmem gerekirdi,çünkü normalde beni deli etmek ve kendimi ve ya onu öldürmeme sebep olmak için elinden geleni yapardı.Aslında kapıyı da hiçbir zaman o açmazdı.Ama yüzüme bakmaması ve sanki benden korkuyor,ya da çekiniyormuş gibi davranması bana garip gelmişti.Karol’u iyi tanırdım.Birinden çekinecek bir tip değildi.Eğer benden çekiniyorsa bir şey olmuştu.Onun ya da benim yönümden çok kötü bir şey olmuştu.


 Tüm hakları saklıdır ©


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram