Sayfalar

10 Ocak 2015 Cumartesi

Awaking (Uyandıran) 4. Bölüm






Bazen gerçekleri, yalnızca aklını imkansıza açtığında bulabilirsin.












Mr.Ric çatık kaşlarla çizimime birkaç saniye baktı ve onu elime tutuşturdu.Ayağa kalkmıştı.Şaşkınlıkla geri çekildim ve ne yaptığını anlamaya çalıştım.Bana birkaç adım yaklaştı ve kısık bir sesle “Bunu kimse görmemeli.” Dedi.
Yüzümü buruşturarak,ona bakmadan bir süre yerimde durdum.Şaşırmıştım.Sonunda kıpırdamadığımı görünce bana kaşlarını çattı ve elini salladı. “Yerine geçebilirsin Eva,teşekkürler.”
Elimde kıpırdayan çizimim,şaşkın bir yüzle sırama doğru yürürken Mr.Ric’in söylediği hala aklımdaydı.Bunu kimse görmemeli demişti.Ne demek istemişti?Çizimlerden mi bahsediyordu?Eğer öyleyse onları nereden biliyordu?Belki de dünya üzerinde ilk benim keşfettiğim kağıt falan sanıyordur.O yüzden kimsenin bilmesini istemiyordu.Ama net olarak bilinen bir şey vardı,Mr.Ric o kıpırdayan çizimi görmüş ve –şaşırtıcı olsa da- tımarhanenin numarasını çevirmemişti.
“Eee ne dedi Mr.Ric?Muhteşem eserini yine beğendi değil mi?” dedi Mabelle kendinden emin bir gülümsemeyle.Sonra da cevabı biliyormuş gibi önüne dönüp kalemiyle kağıda beceriksizce çizdiği ağaç resminin son ‘rötuşlarını’ yapmaya başladı.Benim aksime Mabelle’ın resme hiç yeteneği yoktu.
Az sonra benden ses çıkmadığını görüp bir terslik olduğunu anladı.Kalemi bıraktı ve tekrar yüzünü bana döndü. “Ne oldu?” dedi merak dolu bir sesle. “Yoksa beğenmedi mi?Ah hayır.Bu ilk defa oluyor.Daha önce hiçbir çizimin bu şekilde puansız geri dönmemişti.”  deyip yüzünü astı.Dehşete düşmüş gibiydi.
Mabelle haklıydı.Neredeyse burada okumaya başladığım günden beri çizimlerimi hocalara gösterir ve yüksek puan alırdım.Burası bir sanat okulu olmayabilirdi  ama yeteneklerin kısıtlanması da olası değildi.Kendini göstermek isteyenlerle mutlaka bir ilgilenen bulunurdu.Hala bazen beni arkadaşlarımdan dışlamaya çalışsa da,yeteneğim sayesinde başarılı olamamıştı.
Mabelle’nin bu yorumuna karşılık aşağılanmışlık ve utanma hissiyle doldum.Her hangi bir dersten kalabilirdim,ya da her hangi bir derste zayıf olduğumu söyleyebilirlerdi.Ama resim konusu tamamen farklıydı.Ben resmen kendimi buna adamıştım.Nerdeyse okulun tümünden daha iyi resim yaptığımı herkes bilirdi ve bunun bir yanlış anlaşılmayla bozulmasını istemiyordum.
Kendimi toparlayıp uygun bir cevap bulmaya hazırlandım.Ona yalan söylemek canımı çok sıksa da hazır olduğum en kısa zamanda gerçeği anlatacağıma kendime söz verdim.Nerdeyse çocukluktan beri arkadaşım olan birini yalan gibi kötü bir şeyle incitmek istemiyordum.Mabelle’ın beni muhtemelen anlayacağını biliyordum.
Ama yine de ona söylerken hangi sözcük,ya da hangi konuyla başlayacağımı düşünmem lazımdı.Öyle pat diye,çizimlerim canlandı diyemezdim ya.
“Ah hayır,beğendi.Daha çizimlerim geri çevrilecek kadar zayıflamadım.” dedim rahat görünmeye çalışarak.Yüzümden bi şey anlaşılmaması için dua ediyordum.Ama Mabelle inanmışa benziyordu.En azından şimdilik konuşacak bir şey olmadığını anlamıştı.
“Ha,ben de bi an gökten taş yağmasını bekliyordum.” dedi gülümseyerek.Buna karşılık ben de gülümsedim ve bu konuşma şimdilik rahat bir şekilde kapandı.Tabi bir gün açılacağını çok iyi biliyordum.
Zil çalar çalmaz Mabelle çikolatasını eline alıp sıraya daha da yayıldı ve rüyadaymış gibi çikolatadan bi ısırık aldı.Mabelle’ın en hayran olduğu şeylerden biri benim çizimlerimse,diğeri muhtemelen çikolataydı.Her saat başı çikolata yiyip hiç şişmanlamayan ilk ve tek insan olarak tarihe geçebilirdi.Ama henüz keşfedilmeyi bekliyordu.
“Bu gün erken çıkarsak yine kütüphaneye uğrar mıyız?” dedi Mabelle bir süre sonra.Bir elinde çikolatasını yiyor,diğeriyle de saçının bir tutamıyla oynuyordu.
“Olur.Şimdiki şanssız kitap hangisi.” dedim göz kırparak.Mabelle de benim kadar kitap okumaya bayılırdı.Ama o benim gibi sonuna kadar bitiremezdi.Genelde kitabın başından birkaç uzun cümle okur ve sıkıldığını anlayınca da kitabın sonundan birkaç cümleyle kitabı tamamlardı.Bu onun bulduğu en etkili kitap okuma yöntemiydi.
Mabelle hala kitaplar hakkında çarpıcı yorumlar yapmaya devam ediyordu.Bense sırada oturmuş çizimlerimle ilgileniyordum.Uyanacaklar sırasında kim var diye merakla bekliyordum.
“Belki Richelle Mead’ın kitaplarından bulabiliriz.” dedi Mabelle omuz silkerek.
“Onların kütüphanede olmadığını daha kaç kere kontrol edeceksin?” deyip bıkkın bir tavırla gözlerimi devirdim.Gerçekten de bıkmıştım çünkü.Bu kız tam bir Richelle Mead hayranıydı.
“Ama belki gelmiştir.Kontrol etmekle ne kaybederiz ki?” dedi Mabelle de yalvaran bir tavırla.
“Off tamam.Çıkışta sadece kontrol edeceksin.Geçen seferki gibi görevliye elli kere aynı soruyu sormak yok!” dedim ve parmağımı uyarırcasına Mabelle’a salladım.Mabelle da onaylayıcı bir baş sallama ve gülümsemeyle yetindi.
Daha sonra yanımıza yaklaşan sarışın bir çocuk sayesinde sohbetimiz yarım kalmıştı.Bu çocuk sınıfa ilk girdiğimizde dikkatini çektiğimiz çocuktu.
 “Merhaba” dedi sıraya yaklaşınca.
“Merhaba” diye karşılık verdi Mabelle,ama ben sadece başını sallamakla yetindim.Sonra da çizimlerimle ilgileniyormuş gibi yaptım.Ama Dawson’un inatçı bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Dawson geliş sebebini belli edercesine boğazını temizledi ve “Eeee Eva biraz konuşa bilir miyiz?” dedi .Sesi heyecanlıydı. Yine redd edeceğim bir çıkma teklifinin geleceğini anlamıştım.
Yan oturduğum sıramda ona döndüm ve sıkkın bakışlarımı üzerine diktim. “Dawson,lütfen-” diye itiraz edecek oldum ama Dawson sözümü kesip konuşmaya başladı.
“Bence de lütfen,sadece konuşmak istiyorum.” dedi ısrar dolu bi sesle.Sesine yalvaran bir ton hakimdi. Oflayarak ayağa kalkıp sınıfın kapısına doğru yürüdüm.
Dawson bizimle aynı sınıftaydı.Dolayısıyla da onu çok iyi tanıyordum.Çocuk uzun boyluydu.Bu sayede okulun basket takımının kaptanı olduğunu rahtlıkla anlayabilirdiniz.Sarı ve aşırı uzun saçları yüzünden gözleri zar zor görünüyordu.Yüzüne yayılan çarpık gülümsemesi onu daha da çekici kılan nedendi.Oldukça yakışıklı ve ukala yüz hatlarına sahipti.Bana bakarken de gözlerinin parladığı yüz metreden görülüyordu.Bana geçen yıl bi kaç kez çıkma teklif etmişti ama her defasında redd cevabı almıştı.
Bakın,bana evde toz bezi muamelesi gösterilebilirdi ama okulda yeterince ünlüydüm.Evet,burayı seviyordum.
Nerede kalmıştık? Dawson…Dawson’u reddetmemin birinci sebebi - bunu benim yanımda fazla göstermese de - ukala olmasıydı.Okulun tüm kızları peşindeydi ve o da bunun farkındaydı.Ama ısrarla benimle çıkmak istiyordu.Peşinde bu kadar kız varken benden ne istiyordu hiç anlamıyordum.
İkinci sebebini tam olarak ben de bilmiyordum.Ama ona bakınca farklı hissetmediğim için olabilirdi belki de.
Sınıftan çıkıp uzun koridorda bi kaç adım daha attık ve Dawson durunca konuşmanın kısa süreceğini anladım.Çünkü geneldi boş bir sınıf bulur ve orada bana pastalı ve çiçekli sürprizler yapardı.
Kollarını kavuşturup dursam da sinirlendiğimi belli etmemeye çalışıyordum.Ama yine de Dawson’a bakmamaya gayret ediyordum.Bu çocuk neden bu kadar ısrarcıydı ki?
Dawson da inatla hala bakışlarını bana dikmişti.Bakışları beni hep rahatsız ederdi.
 Ama onun heyecanlı olduğu belliydi.Ellerini nereye koyacağını bilmiyor gibi ya cebine koyuyor,ya da çıkarıp bir biriyle iç içe geçiriyordu.Her halinden bu konuşmayı uzun zaman önce planladığı anlaşılıyordu.
Sonunda derin bi nefes alıp konuşmaya başladı. “Tamam,eee…Eva biliyorum bir kaç kez bu konuyu konuştuk.” Dedi ve tuttuğu nefesini dışarı verdi.Gözlerindeki parıltının sebebi benden hoşlanması mıydı,yoksa konuşmasının iyi gittiğine mi seviniyordu tam anlayamadım.
“Evet,sen bıkmadıysan sorun yok.Seni dinliyorum.” Dedim bıkkın bi sesle.Gözlerimi devirmeyi de ihmal etmedim.Bu çocukta beni iten bi şeyler vardı ama ne olduğunu hala anlamamıştım.Belki de bu kadar ısrarcı davranmasa ona alışmam ve onu kabullenmem,etrafında olmasını umursamamam daha kolay olacaktı.
Bu sözü duyar duymaz Dawson sanki kurulmuş saat gibi aniden konuşmaya başladı “Bilmem kaçıncı kez soruyorum: benimle çıkar mısın?Lütfen hayır demeden önce bi düşün.” Dedi tek nefese ve ellerini çenesinin altında birleştirip  yalvaran bakışlarla bana bakmaya başladı.
Bense şaşkın görünmeye bile gerek duymadan gözlerimi tekrar devirdim.Göğsümde birleştirdiğim ellerimi ‘al işte’ der gibi açıp konuşmaya başladım.
“Dawson…Ben de bilmem kaçıncı kez bu çıkma teklifini redd ediyorum-”
“Ama-”
“Ve…ve” devam ettim Dawson’un sözünü keserek. “Ve bu kararımı düşünmeye bile gerek yok.”
“Eva anlamıyorum neden?Karşında okulun ve takımın yıldızı,her kesin takdir ettiği,kızların peşinde olduğu biri duruyor ve sen onu reddediyordun!Neden?!” dedi Dawson yıkılmış bi ses tonuyla.Gururunun kırıldığı her halinden anlaşılıyordu.
“İşte bu yüzden!” dedim oflayarak.Sabrım taşıyordu ve hemen sınıfa dönmek istiyordum “İşte tam da bu yüzden teklifini her seferinde reddediyorum!Çünkü kendin beğenmiş tavırlarınla o kadar ünlüsün ve etrafındakilerin seni pohpohlamasına o kadar izin veriyorsun ki ben her seferinde sana bakınca verdiğim kararın ne kadar doğru olduğunu anlıyorum!Seninle çıkmak istemiyorum.Bu kadar basit!Sen yıldızlar gibi parlamaya o kadar alışmışsın ki artık başkalarının ne düşündüğü pek de umurundaymış gibi durmuyorsun.Ve ben de anlamıyorum.Etrafında o kadar kız varken neden ben?” Sesimin yumuşak çıkmasını sağlamış,onu fazla kırmamaya çalışmıştım.Söylediklerim biraz  ağır olabilirdi ama düşündüklerim bunlardı ve hepsi gerçekti.O kadar egosuna düşkündü ki onu destekleyen arkadaşlarının birer yalancı olduklarının farkında bile değildi.Dawson maçtan sonra,ya da kantinde onun hakkında konuşulanları duysa bu kadar rahat ve kendinden emin olabilir mi acaba?Aslında onunla çıkmamamın bir diğer sebebi bu konuşmalar da ola bilirdi.Dawson'la çıkmaya başlasam her kes artık benim hakkımda da o şekilde konuşmaya devam edecekti ve ben de ya bu konuşmaları duymazdan gelecek,ya da Dawson’la uzun uzun bunlar hakkında tartışacaktım.
 Düşündüklerimin hepsini tek nefese söylemiştim ve bu yüzden durup bi saniye derin bi nefes aldım,sonra da Dawson’a tek kelime ettirmeden arkamı dönüp sınıfa doğru uzaklaştım.
Tam sınıfın kapısına ulaşmışken Mabelle’la çarpışmaktan son anda kurtuldum.
“Hah ben de seni aramaya geliyordum.” Dedi kız nefes nefese.
“Ne oldu?” diye sordum kaşlarımı çatarak.Herhalde Mr.Mason gelmiştir ve ben sınıfa girmekte geç kalmışımdır diye düşündüm.
Ama Mabelle’ın söylediği tek kelimeyle sanki beynimden vurulmuşa döndüm.
“Çantan.” Dedi elini nefesini düzene sokmak ister gibi göğsüne koydu.Devamını getirmesine fırsat vermedim.Ne olduğunu tahmin edebiliyordum zaten.Onu dinlemeden sınıfa girdim ve çantamın durduğu sırama yaklaştım.Mabelle’se hala kapıya yaslanmış kaşları çatık halde beni izliyordu…



 Tüm hakları saklıdır ©


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram