Sayfalar

5 Ocak 2015 Pazartesi

Awaking (Uyandıran) 3. Bölüm









 Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz...







 
Yolun ortasında aniden durup fısıltıların çantadan geldiğini kesinleştirmeye çalıştım.Kulaklarım hep keskindi ama bu defaki çok zor duyulan bir sesti.Sanki uzaklardan,taa kuyunun dibinden,ya da gürültülü bir yerde yan odadan geliyordu.Belki geceleri böceklerin sesiyle de aynı olabilirdi.Ama kesin bi şey vardı.Bu fısıltıyı her kim çıkarıyorsa benim çantamdaydı.
Nasıl ya?! diye düşündüm hemen.Çantadan nasıl fısıltı gele bilir?!Çanta fısıltı çıkarır mı hiç!
Bir kaç saniye düşünüp çantamda olanları hatırlamaya çalıştım.Çok şey taşımazdım genelde yanımda.Kurşun ve tükenmez kalem,kağıt,bi defter,mendil…Tek tek geçirdim aklımdan hepsini.Hatırlamadığım bi şey vardı.Evet,çantamda olan ama hatırlamadığım bir şey.
Kısa bi hafıza taraması ve saksı çalıştırma operasyonunun ardından hatırlamıştım sonunda:Çizimler!Yeni çizdiğim kıyafet çizimleri!Tabi ya,onları nasıl unuturdum.Masadan en son onları almış ve odama göz gezdirip çıkmıştım.Hatta kahvaltı da etmemiştim.Şimdiden midem zil çalıyordu.Neyse…
Çizimlerimin hangisini almıştım?İki üç gün önce çizdiğim bi kaç çizim ve Adisson.Onları resim hocası Mr.Ric’e gösterecektim.
Çantamı sert bi hareketle boynumdan çıkarıp yere attım.Bi kaç adım geriye gidip düşünmeye devam ettim.Mantıklı düşünmeliydim.Konuşan-ya da fısıldayan-her neyse belki de tehlikeliydi.Belki de çantadaki böcek falandı?Ya da Miranın ‘komik’ diye nitelendirdiği korkunç şakalarındandı?Hep yapardı bunu zaten.Ben uyurken gizlice odaya girer ve çantaya,elbise dolabına,masanın üstüne türlü iğrençlikler yapardı.Böcek,ölü kuş,oyuncak hayvan…Muhtemelen hepsi kendine benzediği için Mira onları seviyordu.
Çantaya pörtlek gözlerle bakmayı sürdürüp aklımdan her alternatifi geçiriyordum.Ama böcek ve Mira’nın şakalarının üstünde daha çok düşündüm.Sonunda düşünmekle bi yere varamayacağımı anlayıp çantadan uzağa,dizlerimin üstüne çöktüm.Biraz yaklaşıp yine dinledim.Hala fısıltılar devam ediyordu.Bi söz ya da kelime de değildi.Daha çok arkadan seslenirken kullandığımız “şşşt” gibi bi sesti.Sanki seslenip bi şey söylemek istiyordu.
Emekleyerek çantaya biraz daha yaklaştım.Yerden aldığım bi dalla dürtüp tekrar geri çekildim.Çantayı ters döndürmüştüm.Ama susmak yerine daha çok fısıldamaya,hatta artık bi şey söylemeye başladı.Anlaşılmıyordu ama yine de bi şey söylediği açıktı.Tehlikeyi falan boş verip daha da yaklaştım ve daha yakından dinledim.İyi ki etrafta kimse yoktu.Yoksa tam tescilli rezil olup çıkacaktım.Yerde,dizlerinin üstünde sürünen bir kız!
Sonunda ne dediğini anlamıştım.Ama hala imkansız olduğunu düşünüyordum.
“Alsana!” diyordu ses. “Alsana ya!”
Etrafıma bakınıp “Neyi?” dedim korkuyla.Etrafta da alabileceğim bir şey yoktu ki.
Sonra da çantayla konuştuğum için kendime kızdım.Niye cevap veriyordum ki?Pekala o çantayı sokağın ortasında bırakıp gidebilirdim.İçindeki çizimler değerliydi ama detayları unutacak kadar uzun zaman önce çizmemiştim.Yeniden kopyasını çıkarabilirdim.Ama salak gibi orada durup çantaya soru soruyordum!
“Saksıda çiçeği!Neyi olacak?Çantayı tabi ki!” dedi aniden ses daha da sert bi sesle.Kızdığı belliydi.Fısıltı artık gerçek bi sese dönüşmüştü.Her halde yeri değişmiş ve ses daha rahat konuşmaya başlamıştı.
Cesaretime hayran kalarak ayağa kalkıp çantaya doğru gittim ve onu yavaşça yerden alıp kendimden bir kol uzakta tutmaya gayret ederek cevap verdim.
“Aldım.Başka?” sanki oyun falan gibiydi.Biri ağacın arkasından falan çıkacak ve ‘1 Nisaaaan’ diye bağıracaktı.İyi de bu gün 1 Nisan değildi ki?Takvimden haberim yoktu belki ama bu günün 1 Nisan olmadığını bilecek kadar takip ederdim günleri.
Çantadan cevap gelmeyince onu kol hizasında tutup salladım.Aniden çanta tekrar konuşmaya başlayıp “Ahh napıyorsun be?!Ne sallıyorsun?!” diye bağırana kadar da durmadım.Artık sinirlenmeye başladığımı hissediyordum.Hem okula geç kalmıştım,hem de geç kaldığım için kahvaltı edemeyecektim.Bu yüzden o konuşan her neyse doğru dürüst bi şey çıksa iyi olurdu,yoksa her an onu boğazlaya bilirdim-tabi boğazı varsa.
“Nesin sen ya?Kim konuşuyor?!” dedim sinirimi bastırarak.Mantıklı düşünmeye çalışıyor,konuşanın insan olduğunu umuyordum.Yani çanta boyu bir insan varsa ne ala ama başka ne ola bilirdi ki?
Bir süre cevap gelmedi.Ben de çantayı tekrar sallayıp “alooo!” dedim sert bi sesle.
“Ne?!” diye cevap gelince tam çantayı yere atıp üstünde tepinecektim ki ses tekrar konuştu.
“Açsana çantayı!” dedi ses bıkkınlıkla.Benimse onu dinlemek gibi bi niyetim yoktu.Ne olduğunu bilmediğim bi sesten emir alacak kadar çocuklaşmamıştım.Kaşlarımı çatıp dudağımı ısırdım ve verecek mantıklı bi cevap düşünmeye başladım.
Sonunda bu ortama uyan en mantıklı cevabı buldum ve “Neden seni dinleyecekmişim ki ben?Kimsin sen?” dedim merak ve kızgınlık karışımı bi sesle.
Ses ise beni daha da şaşırtıp “Adisson…” dedi. “Ben Adisson eee…sadece Adisson,çünkü bana daha bi soyad vermedin.”
Adisson mu demişti,ben mi yanlış duymuştum?!Şaşkınlığımı gizlemeye gerek görmeden çantayı kendime yaklaştırdım ve içini açıp tersine çevirdim.İçindekiler yere devrilirken keşke daha alçaktan boşaltsaydım diye düşündüm.Kağıtlar kırılabilirdi sonuçta.Sonra bu dediğime kendim de gülüp çantayı yere bıraktım.Kafayı her an sıyırabilirdim!
İyi ki rüzgar yoktu,yoksa yeni çizimler çoktan rüzgarda uçuşuyor olurdu.Hepsi yere saçılmıştı çünkü.
Yere tekrar oturup saçılan kağıtları toparladım ve aralarından daha dün çizdiğim Adisson’u bulup en üste yerleştirdim ve dikkatle bakmaya başladım.Önce hiç bi şey olmadı.Adisson hala dün çizdiğim gibi duruyordu.Tam bir ohh çekip çantamı alacak ve yoluma devam edecektim ki resim kıpırdayıp gerindi ve gülümseyip bana el salladı.Adisson kıpırdıyordu!!!
“Aaaa benim güzel uyandıranım,n’aber?” dedi sırıtarak.Bense şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuş hala Adisson’a bakıyordum.Garipti.Sanki gerçek gibiydi ama aslında gerçek de değildi.Resim desen,o da deyildi.Peki bu neydi?Konuşuyordu.Kıpırdıyordu.Tıpkı rüyamda gördüğüm atölyedeki resimler gibi bana el sallıyordu.Ama gerçekti.Karşımdaydı.
Bu…bu imkansız! dedi içimden bi ses.Ama bunu rüyada da olsa görmüştüm.Ve belki de inanması bu yüzden kolay olabilirdi.Ama yine de bu korkutucuydu.
“Sen…” dedim kelimeleri toparlamaya gayret ederek. “Nesin sen?Oyuncak falan mısın?” dedim,ama sanki daha çok kendi kendimle konuşuyor gibiydim.Sonra kendi sorumu kendim yanıtladım “Hayır,oyuncak olsan kağıt üzerinde olamazdın.O zaman…Kağıtda bi sorun var.Evet,kesin öyle.”
“Ya bi dinlesene…” dedi Adisson bana seslenerek.Ama ben hala kendi kendime konuşmaya devam ediyordum.Bu sorunu kendim çözebilirdim her halde.
Sonra aklıma en mantıklı çözüm geldi.
“Kağıtda da böyle sorun olamaz ki.O zaman…ben hala rüya görüyorum.Evet,evet.Bu daha mantıklı geliyor kulağa.Yoksa başka ne olsun?Resim olarak konuşamazsın ya canım.Değil mi?” dedim rahatlamış sesle ve gözlerimi sıkı sıkı kapatıp Addison’un bulunduğu kağıdı da elimde sıktım ve ayağa kalkıp dimdik durdum.
Her an yatağımda uyanabilirdim.Annem ve babamla gördüğüm rüyamdan bu kadar etkilenmem normaldi her halde.Az bir şey değildi.Kıpırdayan resimler görmüştüm rüyamda.Şimdi de etkisinde kalmıştım.Ama garip olan bunu 5 sene sonra görmemdi.
Birkaç saniye bekledim.Ama yine de korkuyordum.Aslında…aslında Adisson’un kaybolacağından korkuyordum!Rüya olmasaydı ne harika olurdu diye geçirdim içimden.Mucize gibi bir şey olurdu her halde.Artık odamda yalnız kalmazdım.Hatta okulda da sıkılmama gerek yoktu.Hem de dünyada bir ilki başarmış olduğum için de mutlu olurdum.Düşüncesi bile harikaydı!Kıpırdayan çizim!
Ama her an uyanacağıma emindim.Adisson gerçek olamazdı!
Tam bu rüyanın biteceğine hayıflanırken Adisson’un kızgın sesiyle kendime geldim.Ama gözlerimi açmadım.
“Beni buruşturmayı keser misin!” dedi Adisson gücenmiş ve sinirli bi sesle.Resimde debelendiği sesinden anlaşılıyordu.Buruşan yerlerini açmaya uğraşıyor olmalıydı.Ama anlaşılan bana gücü yetmiyordu. 
“Evanessa!” dedi daha da sert bi sesle.Bense hala gözleri kapalı sokağın ortasında dikiliyordum.Allahtan geçen falan yoktu.Etrafa saçılmış eşyalarım,kapalı gözlerim ve elimde kıpırdayan kağıdımla gerçek bir tımarhane kaçkınına benziyordum.
Bi süre daha bekleyip rüyanın bittiğine karar verdim ve  gözlerimi açtım.Ama etrafımda aynı sokak,aynı ağaçlık ve elimde Adisson’un buruşuk kağıdı durduğunu görünce yüzümü buruşturup homurdandım.Ama için için seviniyordum.
“Hadi be,rüya değil mi yani?” dedim üzgün görünmeye çalışarak.
 Adisson rüya değildi!!!
“Olsaydı şu anda yatağında debeleniyor olmaz mıydın?!” dedi Adisson da kağıtta yapabildiği kadar kaşlarını çatarak.Bunu o kadar komik yapmıştı ki kıkırdamaktan kendimi alamadım.Buruşturduğum kağıdı açıp konuşana daha dikkatle baktım.Kahveyi andıran saçlar,toprak rengi gözler ve kirli sakal.Bir de sırtında babamın bluzunun aynısı…Şaka gibiydi!
“Ama bu mümkün deyil ki.Yani…olamaz ki.” Dedim.Sanki daha çok kendimi ikna etmeye,bunun mümkün olmadığına hala kendimi inandırmaya çalışıyordum.Adisson da bana inat daha çok debelenip gerçek olduğunu göstermeye çalışıyordu.
“Gerçeyim.Buradayım,görmüyor musun?” dedi ellerini beline koyarak.Resimde bu daha komik görünüyordu.Çizgi film izlemek gibi diye düşündüm gülümseyerek.
“Peki sen…eee nereden çıktın?Yani kabaca bi dille desek, nesin sen acaba?” dedim kelimeleri dikkatle seçmeye çalışarak.Çizim olsa da birini kırmak istemezdim.
“Bunu sana sormak lazım.Beni sen uyandırdın,sen çizdin.Sen söyle,neyim ben?Resim mi,oyuncak mı,büyü mü?Yoksa gerçek bi insan mı?Ne olduğumu bilirsem daha rahat davranacağım da,o yüzden dedim.” Dudaklarını büzüp bana baktı dikkatle.Bir cevap bekliyor olmalıydı.
Adisson sanki kendisi de neler olduğunu bilmiyor ve anlamaya çalışıyor gibiydi.Birdenbire ortaya çıkmış ve beni de şaşırtmıştı.Ama bunun için özür dilemeye bile tenezzül etmemişti!Yani düşününce ne kadar da garipti.Çizdiğin resim ertesi gün canlı bir…eee…canlı bir…ne bileyim işte,canlı bir şeye dönüşüyordu.O kadar komik bir durumun içinde hissediyordum ki kendimi,her an tımarhaneyi arayabilirdim.
Belki de asıl özür dilemesi gereken benimdir? diye de düşündüm.Onu ben çizmiştim,ama sonra neler olduğunu bilmediğimi söylüyordum.
Hem uyandırmak da neyin nesiydi?
“Ne olduğunu bilmiyorum.Ve seni ben uyandırmadım,ne demekse artık bu.Sen sadece bir çizimsin.Bir resim.O yüzden konuşamazsın.Ama nasıl oluyorsa konuşuyorsun.Hem daha önceden haber verseydin,hazırlık falan yapardım.” Dedim Adisson’a bakarak.Dalga geçmiyordum.Kendimi hazırlasaydım bu kadar şaşırmazdım en azından.
Bir resimle konuşmak garipti.Adisson gerçekten de çizgi filminden fırlamışa benziyordu.Ama aynı zamanda gerçeğe de benziyordu.İnsanın kafasını karıştıran da buydu zaten.
Sokak ortasında düşündüğüm şeylere şaşırıp kendimi azarladım ve sonra aniden aklıma okulum ve edemediğim kahvaltım geldi.Avuç içimi alnıma geçirip hızla yerde içi dışına çıkmış çantamı toparladım ve son sürat koşmaya başladım.Adisson’un cevabını bile beklememiştim.Onu da çantanın içine tıkıp susmasını,yoksa onu buruşturacağımı söylemiştim.Ve işe de yaramıştı.Arada sırada dönüp kağıdı kıpırdatınca çıkan sesden başka hiç ses çıkarmadı.
Zaten ilk dersi tamamen kaçırmış olabilirdim ve bunun suçlusu da Adisson’du.Bu yüzden susması daha iyi diye düşündüm ve okulun kapısından içeri girince ilk dersin bitip çocukların dışarıya çıktığını görünce ilk dersi kaçırdığıma emin oldum.
Bi bankta sarışın,benim kadar olmasa da zayıf görünüşlü,soluk tenli arkadaşım,Mabelle oturmuş çikolatasını yiyordu.Üstündeki kot etek ve beyaz bluza zıt duran tokaları ve renkli çoraplarıyla aslında baya komik ve şirin bir görünüşü vardı.Onu görür görmez hemen yanına koştum.Çikolatayı ısırışından belliydi.Canıma okuyacaktı.
“N’aber?” dedim gülümseyerek.Bu arada da nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum.Okula kadar mesafe az değildi zaten,bi de o mesafeyi yürümemiş,koşmuştum.Mabelle beni görür görmez kaşlarını çattı ve azarlar gibi bi sesle konuşmaya başladı.
“İlk dersi kaçırdığın için notların hepsini ben almak zorunda kaldım ve neredeyse 2 ders yazı falan yazamam.Çok kötüyüm! Neden geciktin?” dedi ve çikolatasından bi ısırık daha alıp kalanını  bana uzattı.Benden tarafa bakmamıştı bile.Bu ne kadar kızgın olduğunu gösteriyordu.Not almaktan nefret ederdi.
Ben de çikolata dolu ağzımla açıklama yapmaya çalışarak onu sakinleştirmeye çalıştım.“Mazeetim vaadı.” dedim kekeleyerek.Sesim karga gibi çıkmıştı.Mabelle’nin çikolatası da kendisi gibi sinir bozucuydu.Bu sesimi çantadan Adisson’un duymadığını umuyordum.Bir kaç ısırıkla çikolata bitmişti.
Elimdeki boş poşeti önce Mabelle’ye verecektim ama sonra bunu bana gerisin geri  yedirebileceği korkusuyla arkama saklayıp konuşmaya devam ettim.“Ya şey….eee tam yolda geliyordum kiii,eee şey oldu.” Dedim uzatarak.Bu arada da kafam vızır vızır çalışıp bahane arıyordu.Ama en yakın arkadaşıma da yalan söyleyemezdim.Uyuya kaldım da diyemezdim.Çünkü benim hep erken kalktığımı bilirdi.
 “Şey oldu canım.Eeee ha araba kaza yapmış,o yüzden geç kaldım.” Dedim tuttuğum nefesimi bırakarak.Kenardan kendimi izlesem her halde gülmekten ölürdüm.Mabelle ise bu söylediğime kanmamış gibiydi.
“Araba” dedi tekrarlayarak.Kollarını bir birinden birkaç santim aralı tutup “Sizin o dar sokakta araba.” Dedi ve ellerini tekrar bankın arkasına yasladı. “Oraya araba sığıyor mu?”
“Araba mı dedim ben.Yok canım,bisiklet.Yol dar ya.Bisiklet bozuldu,geçemedim.” Dedim rahat görünmeye çalışarak.Kırdığım pot o kadar berbattı ki,yalan söyleyememe konusunda rekor kıra bilirdim gerçekten.
Yine ikna beceriksizliğimi konuşturacaktım ki tam o anda zil çaldı ve beni bi bahane daha uydurmaktan kurtardı.En nefret ettiğim şey yalan söylemek ve duymaktı ama şimdi en iyi arkadaşıma yalan söylüyordum.Ama gerçeği de söylesem inanmazdı ki…Çizimim canlandı Mabelle,önemli bir şey yok. Yoksa inanır mıydı?
Beni benden iyi tanıyan arkadaşım “Senin sakladığın bi şey var ama,bunu dersten sonra konuşuruz.” deyip kalkmaya yeltendi.Ama bir an düşünüp boş ellerine baktı ve eksikliyi fark etti.
“…Eva,çikolatam nerede?Yedin değil mi hepsini?” dedi sinirle.Eyvah,her an ağlayabilir diye düşündüm.Ellerimi kulaklarıma götürüp kapatmadan,bağırmasını bekledim.Bağırdığı anda kapatacaktım.Çünkü çikolatası bitince genelde hep öyle  yapar.Ama Mabelle’den ses çıkmadı.Onun yerine söylene söylene cebinden bi çikolata daha çıkardı ve açıp bi ısırık aldı.Cebi çikolata deposuydu bu kızın resmen.
Ben de rahatlıkla ellerimi aşağıya indirdim.
“Hadi,bu derse de geç kalma” deyip beni kolumdan çekiştirdi.

“Yeni çizimlerin var mı?” dedi Mabelle sınıfın kapısına yaklaşırken.Elinde,öğretmenlerden büyük bir ustalıkla saklamayı başardığı ,son model telefonu vardı.Herhalde yine sanal çiftliğiyle ilgileniyordu.
Koridorda iki kız saç baş kavga ediyordu.Oğlan meselesiydi yine.Bir kaçı da etrafında toplanmış ayıracaklarına el çırpıp kimin yeneceğine dair fısıldaşıyordu.
Başka tarafta da adının Katy olduğunu bildiğim bir kız ders dolabının önünde aynaya sırıtıyordu.Geçerken Mabelle az kalsın Dayana isimli kızın ayağına takılıp düşecekti.Kız oturduğu,daha doğrusu düştüğü yerden kalkıp Mabelle’a “Pardon” dedi ve eteğinin arkasını temizleyerek yürümeye başladı.
Mabelle’sa omuz silkmekle yetindi.At kuyruğu yapıp üstüne bin bir çeşit toka yerleştirdiği saçları sulanmış bir çiçek bahçesini andırıyordu.
O da,ben de okulda böyle olaylara alışıktık sonuçta.
“Var ama yok.” Dedim deminki sorusunu cevaplayarak.Dudağımı kemirmeye başlamıştım bile.Bu huyum en berbat huyumdu her halde.
“Nasıl yani?Hem var hem yok mu?Evde mi unuttun?” dedi Mabelle merakla.Sınıfa girip yerime oturdum.Ve o anda sol sırada yakınımızda oturan çocuğun dikkatinin bize yöneldiğini hissettim.Offf olamaz!!!.
“Hayır,şey eee.Ya boş ver.” Dedim gülümsemeye çalışarak.Belki canlanan sadece Adisson’dur.Belki diğer çizimlere daha bi şey olmamıştır diye düşündüm umutla.Çantamdan bi kaç boş kağıt ve kurşun kalemimi çıkarıp sıraya bıraktım.Çantaya başımı yaklaştırıp Mabelle’ın duyamayacağı kadar kısık bi sesle konuşmaya başladım.O da zaten saçlarındaki tokalarla ilgileniyordu şu anda.
“Adisson,uyanan sadece sen misin?” dedim fısıltıyla.Bu söze hala alışamamıştım.Kendime inanmakta güçlük çekiyordum!Onunla sanki yanımdaymış,ya da gerçek biriymiş gibi nasıl böyle rahatça konuştuğuma inanamıyordum.
Bir kaç saniye sonra Adisson da kısık sesle cevap verdi. “Şimdilik evet.Ama emin değilim.Belki onlar da uyanırlar.Büyü’n o kadar güçlü ki uyanık olsam da ben bile hissedebiliyorum.” Dedi kıkırdayarak.
Onun dediklerinden hiç bir şey anlamayarak yüzümü buruşturdum.Çantadan diğer çizimleri dikkatle çıkararak baktım.Evet,onlar kıpırdamıyordu.Onları da sıraya yerleştirip rahat bir nefes aldım.Belki bu gün şanslı günümde değildim.
Sınıfta birbiriyle samimi olan birkaç gruba baktım.Hepsi de burada olduklarına memnun gibiydi.Diğer gruplara pek katılmayan kendimi düşündüm.20 yaşındaydım ve dolayısıyla sınıftaki,belki de okuldaki en kıdemli öğrenci bendim.Bu yaşta burada olmamın çok saçma bir nedeni vardı. Korin Hala her seferinde bir şekilde okulda kalmamı sağlamıştı.Öğretmenlerle iş birliği içinde olduğundan şüpheleniyordum.Sebebi neydi bilmiyordum ama okulu bitirmemi istemiyor gibiydi.
Okulda,evdekilerin aksine,öğretmenler ve sınıf arkadaşlarımla iyi anlaşırdım.Özellikle resim aktivitelerinde çok iyiydim.Ama daha fazla burada kalamazdım.Bu yıl son yılımdı.
Ben sınıf arkadaşlarım ve onlarla olan anılarımı düşünürken Mr .Ric içeri girdi.Kahverengi saçlı,hafif kısık gözlü ve tatlı gülümsemeli bir adamdı ve bir Almandı.Uzun boylu,sıskaydı.30’lu yaşların sonlarında ancak olurdu.Üstünde kot pantolon,siyah tişört ve spor bi ceket vardı.Bu haliyle bir öğretmenden-hem de bir resim öğretmeninden- daha çok bir öğrenciye benziyordu.Sınıfa kocaman gülümseyip bana göz kırptı.
“Günaydın millet.” Dedi yerine oturarak.Biz de onun gülümsemesine karşılık verdik.İnsan onun yanında sanki sınıfta hoca yokmuş gibi gayet rahat davranabilirdi.Ama buraya geldiği ilk günden beri her kesin,özellikle de öğrencilerinin saygısını kazanmayı başarmıştı.
“Evet…Ev ödevini yapan var mı?Ya da başka her hangi bi resim falan.Sıkıldıysanız yapmışsınızdır.” Dedi bakışlarını çocukların üzerinde gezdirerek.
Mabelle’se beni dürtüp duruyor,çizimimi göstermem için ısrar ediyordu.Bense korkudan ölüyordum.Ya tam hocaya gösterdiğim anda çizimler kıpırdamaya,hareket edip konuşmaya başlarsa?Ama Mabelle rahat durmayıp Mr.Ric’e çoktan haber vermişti ve Mr.Ric bana bakıp olumlu yönde sırıtıyordu.
“Getir bakalım Eva çizimlerini.” Dedi gülümsemesini bozmadan.
Ayağa kalkıp korkuyla hocaya yaklaştım.Çizimlerimi hep ona gösterirdim ve bazı çizimlerde özellikle ondan fikir almaya çalışırdım.Ama bu sefer tam tersini istiyordum.Her adımda heyecanım ve korkum daha da artıyordu.Bi yandan bi an önce gösterip bu işi bitirmek,diğer yandan hocaya yaklaşmamak,geri dönüp kaçmak istiyordum.Ama sonunda hocaya yaklaşınca çizimleri ona uzatmak zorunda kaldım.Mr.Ric olumlu anlamda başını sallayıp hepsine tek tek baktı.Sonra da yanlışlarım hakkında benimle konuşmaya başladı.
“Eee bak,bu kısmı biraz fazla uzatmışsın.Bunun kolu da biraz fazla kısa.Elbisenin rengi iyi.” Dedi bi bana bi çizimlere bakarak.Her şey yolundaydı.Hiç bir canlanma olmamıştı.Ucuz kurtuldum diye düşündüm.Elimi uzatıp çizimlerimi alacaktım ve her zamanki gibi yerime geçecektim.
Ama tam Mr.Ric çizimleri bana uzatmaya hazırlanırken resimdeki turuncu elbiseli,korseli kadın çizim kolunu öne uzatıp muzipçe kıpırdanınca Mr.Ric donup kalmıştı.Kaşlarını çatıp bi kağıda bi bana dikkatle bakıyordu.Bense deli gibi atan kalbim ve titreyen ellerimle öylece kala kalmıştım…


 Tüm hakları saklıdır ©

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram