Sayfalar

12 Aralık 2014 Cuma

Awaking (Uyandıran) 1. Bölüm








  Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine.












“Kes şunu seni koca kafalı!” diye bağırdım olağan sesimle,sonra da elimdeki kurşun kalemi odanın kapısına fırlattım.Ama kapı çoktan kapanmıştı.Ben de yarım bıraktığım işime geri döndüm.Kahveyi andıran,kısa kestirdiğim saçlarımı elimle arkaya ittim.Aslında eskiden belime kadarlardı ama buraya gelirken çoğu değerli şey gibi onlardan da vazgeçmek zorunda kalmıştım.Oyuncak ayıcığım ve müzik kutum da bunlara dahil.
Elimi saçımdan çekince gözüm yüzük parmağıma kaydı.Babamın 8 yaşımda bana hediye ettiği kurdele şeklinde altın bir yüzük parlıyordu parmağımda.Üzerinde 3 tane taş vardı…O benim en değerlimdi…
Bu eve ilk geldiğim gün Halam Korin onu almaya çalışmıştı.Ama yüzük garip bi şekilde parmağımda tekrar belirmişti.Saklandığı yer her neresiyse oradan hoşlanmamışa benziyordu.Hala da artık yüzüğün peşini bırakmıştı.
Bu ev Halam Korin ve yeğenlerim Karol,Mira ve Jamie’nin eviydi.9 yaşımdan beri buradayım ve bazen çok zor geliyor.
Bu eve ilk gelişimi daha dün gibi hatırlarım,çünkü fena halde olaylıydı.Annemi ve babamı gizemli bi şekilde kaybedince kendimi bu,sadece bir odasında fazla mobilya olmayan (benim odam) evde bulmuştum.
Diğer odaları ben temizlerdim.Nasıl eşyalar kullandıklarını,kuzenlerimin bile lüksü nasıl sevdiklerini bilirdim.Mutluydum aslında.Ailemin kaybolmasını falan daha kavrayamıyordum.Zaten olduğumdan geç olgunlaşan beynim onların yokluğunu kabullenmeyi reddediyordu.Ama onların yokluğunu hissettim hep.Hala da hissederim.
                Korin Hala’yı ve üç çocuğunu rahatsız ettiğimi anlayamıyordum dolayısıyla.Onları karşımda somurtkan bir yüzle görünce bunu beni ilk defa görmelerinin şaşkınlığına vermiştim.9 yaşındaki bir çocuğun yapacağı gibi elimi  uzatıp “Ben Evanessa Demetria,sizi görmek çok güzel” demiştim.Onlarsa karşımda cehennem zebanisini mağarasından çıkarmışım gibi kısık gözlerle durmuş bana bakıyorlardı.
Kuzenlerimle kavgalarımız aslında hep tek taraflı başlar tek taraflı da biterdi.Onlar kavga etmek ister ve ben sadece durup seyrederdim.Bana ettikleri hakaretleri dinler,susmalarını beklerdim.Sonra da haklı olduklarını dile getirip sakinleşirlerdi.
Bu evdekileri fena halde rahatsız etmiştim.Bunu her fırsatta bana hatırlatıp büyük kaybımı gözüme sokmaktan zevk alıyorlardı.
Kabullenmesem de kaybımın farkındaydım ve ailemin yokluğu kalbimde açılmış ve hiçbir şekilde kapanmayacak gibi duran bir boşluktu.Yeri en az şimdiki kadar bomboştu o zamanlar da.Sadece çocuktum ve unutmak o zamanlar daha kolaydı.
Annem Rachel ve babam Calvin Demetria-birbirlerini tutkuyla seven ve büyülü sözler verip bunları tutmaya çalışan ateşli aşıklar falan dememi bekliyorsunuz değil mi? Hayır.Onlar sadece bir birlerini seviyorlardı.Aşk yoktu,ya da ben göremeyecek kadar küçüktüm.
Tanışmalarını kimden duydum,nasıl hatırlıyorum,hiçbir fikrim yok.Ama bildiğim kadarıyla bir trende birbirlerini görmüş ve o günden sonra da hiç ayrılmamışlardı.Nasıl olmuştu bilmiyorum ama o günden sonra babam hep annemin yanında olmuş ve onu hiç yalnız bırakmamıştı.
Ama 11 yıl önce-yani ben tam 9 yaşımdayken ilginç bir şekilde onları kaybetmişim.Hala hatırlamaya çalıştığımda başıma ağrılar girer.Kaybolduklarında,ya da siz öldüklerinde de diyebilirsiniz,onların yanında bir tek ben vardım ve ben de elle tutulur hiçbir şey hatırlamıyordum.Tek hatırladığım loş ışık,mavi bir odadaki çerçeveler ve pembe bebek beşiği.Ama bunların ne anlama geldiğini hala çözememiştim.
O günden sonra da asla onları göremedim.Onlardan bana kalan sadece parmağımdaki kurdele yüzüğüm ve yatağımın başındaki küçük resimleri.Resimde öyle güzel gülümsüyorlar ki.Onları hep öyle hatırlamak istiyorum.Gülümsedikleri her an ben de mutlu oluyorum çünkü.
Ne olduğunu,başlarına ne geldiğini bir tek Tanrı biliyor.O da bana söylemeyecek kadar uzakta.Ya da yakında da,sadece ben duyamıyorum.
Sade odamın bir köşesinde hiçbir fazla süsü ve özelliği bulunmayan,hastane yatağına benzettiğim yatağım duruyordu.Odam ve hayatım kötü değildi tabi ama,20 yaşındaki genç bir kızın daha renkli şeylere ihtiyaç duyduğunu siz de taktir edersiniz.
Yerde,yatağın yanında ve önümdeki masada sararmış kağıt tomarları vardı.Ne de pasaklı bi kızdım ben.Ve ben hala aynı kağıtlardan düzinelerce yapacağa benziyordum.Başımı önümdeki kağıda daha da bastırdım .
‘Ödlek’,‘koca şişko’ ve ‘balkabak kafalı’ benzeri küfürler sıralamaya devam ediyordum.Kuzenlerimden sinirimi sadece mırıldanarak çıkara biliyordum.
Masada kalemimi aramaya koyuldum,ama daha demin onu kapıya,kuzenim Mira’ya fırlattığımı hatırlayıp ofladım.Sandalyemi arkaya ittim ve ayağa kalkıp kapıya yaklaştım.Fırlattığım kalem tek kalemim olmasa onun için ayağa kalkmazdım.Korin Hala resim yapmamam için elinden geleni yapıyordu sağ olsun.Sadece kağıtlarım istediğim kadardı o da ağzımı kapatmak içindi muhtemelen.Onları vermediklerinde ya ev işlerini doğru dürüst yapmaz,ya da her fırsatta bir sorun çıkarırdım.
Ama inanın istemeden yapardım bunları.Çizim yapmazsam kendimi boşlukta yürüyormuş gibi hissederim.Sanki önemli bi parçamı çok uzaklarda bırakmışım gibi aklım karışır.
Hala da bunu sonunda anlayıp bana kağıt vermeye başladı.Tabi yine de bazen yetmiyordu.Ben de Hala’yla bir anlaşma yaptım.Her yaptığın ev işi,gösterdiğim itaat ve düzgün davranış için haftada 10 kağıt alıyordum.Düşünebiliyor musunuz? 10 bembeyaz kağıt.
Hala Korin’in fikrince yeteneğim bastırılırsa unutulurdu.Kendisi dünya üzerindeki her hangi basit bir yeteneğe sahip olmadığı için,her kesi kendisi gibi sanır maalesef.Ama ben başkaydım.Benim yeteneyim bastırıldıkça fışkıran nadir yeteneklerdendi.Yani,en azından resim öğretmenim Mr.Ric böyle düşünüyordu.
Kalemimi yerden alıp tam sandalyeme tekrar oturacaktım ki. “Evanessa Demetria!Hemen aşağı,yemeye gel!Seni bekleyecek değiliz!Hemen!”dedi bi ses.İsmimi yaya yaya,iğrenç bir şeymiş gibi söylemesine bakılırsa bu Halanın sesiydi.Cadı işte n'apalım?Hep adımı böyle iğrenerek söyler.Çünkü ikimiz de aynı soyadı taşıyoruz.Soyadıma hakaret edemeyince adıma bulaştı uzun zaman önce.
Bana Eva denmesini daha çok tercih ediyorum ama,Hala da bunu biliyor ve kasten yapıyor.
Odasının kapısını açıp dışarı adım attım ve bir anda tam tamirli,tertemiz,ışıklı bi koridorda buldum kendimi.Kendi loş ışıklı odamdan daha elverişliydi gözlerim için,ama Hala bi tek kağıdı bile dışarı çıkaracak olursam kendimi sokakta bulacağımı açıkça belirtmişti.Ve benim de yapacak bi şeyim yoktu.
Merdivene yaklaşıp tırabzanlara tutunmamaya dikkat ederek aşağıya indim.Halanın dediğine göre tırabzanlar benim ellerim için fazla temizdi.Sadece tırabzanlar da değil.Kendi odam dışında pek fazla bi yere dokunmak yasaktı bana.Tabi iş saatleri hariç.
Merdivenlerin son basamağında burnuma gelen harika kokular daha şimdiden heyecanlanmama yol açmıştı.Son basamağa gelip sus pus bi şekilde masaya yaklaştım.
Odanın her yanına dağınık bir şekilde serpiştirilmiş eski tarz eşyalara göz ucuyla baktım.Masanın etrafına toplanmış aileyi görmemek için elimden geleni yapıyordum.
“İyi akşamlar” dedim kuru bi sesle.Ama hiç kimseden çıt çıkmadı.Sessizlik yüzünden kalbimin sesini bile duyabilirdim.Midem aniden öyle burkulmaya başladı ki gelen harika kokulara aldırmadan geri dönüp odama kaçmayı düşündüm.Ama Hala’nın kızacağını biliyordum.Dediğine göre aç kalınca hastalanıyor ve ev işlerini aksatıyor muşum.
Hala Korin baş köşede oturmuş kısık gözlerle beni süzüyordu.Koyu kahverengi gözleri sanki her hangi bi hata yapmamı ister gibi bakıyordu.Üstüne giydiği soluk pembe kostüm bile o sert havasını yumuşatmaya yetmemişti.Hala acımasız ve korkunç duruyordu.Kostüm fazla etlerini açığa çıkartmaktan başka bir işe yaramamıştı anlaşılan.
5 sene öne kocasını kaybettiğinde 40 gün anca siyah giymeyi başarmıştı.Çok iyi hatırlarım,neredeyse 15 yaşındaydım çünkü.
Ferdinand amca hep beni sever ve buraya geldiğim günden beri Hala’nın gazabından korumaya çalışırdı.Ailemi ve tüm geleceğimi kaybettiğim için bana acır ve bilmem neden,sanki hep kendini sorumlu tutardı.Bunu hissederdim.Bana bakışı,özellikle de son günlerinde bana davranışları af diler gibiydi.Ölüm nedeni kalbinin aniden durmasıydı ve bu evde onun için üzülen sadece benmişim gibi bir hisse kapılmıştım.Belki de kimse benim kadar duygularını dışarı vuramamıştı.Ama bildiğim ve emin olduğum tek şey Korin Hala’nın gülen,neşeli tavırlarıydı.O adamdan kurtulmak gerçek anlamda ona iyi gelmişti.
O günden sonra da zaten benim için hayat,sanki mümkünmüş gibi daha da kötüye gitmeye başladı.
Korin Hala’nın sol yanında evin büyük kızı Mira oturuyordu.Siyah,vız vız saçları kuş yuvasına benziyordu ve gözlerindeki kalemle tonlarca sayfa çizim yapılır diye düşünüp kıkırdamamak için zor tuttum kendimi.Annesi gibi siyaha yakın kahverengi gözleri vardı.Nedendir bilmiyorum,dış görünüşüm kuzenlerime epey benzer.Kabul etmesem de onlardan aldığım toprak rengi gözlerim ve ince vücudum var.Onları seviyorum.Sadece şişmanlayınca mide ve karın bölgemiz ön pilana çıkar ve pek de iyi bir görüntü ortaya çıkmaz.Şu anda zayıf olduğum için pek fark edilmese de midem beni hep rahatsız eder.
Mira’da durum benden daha kötüydü. Kız 23 yaşındaydı ama o kadar şişmandı ki 10-15 yaş büyük gösteriyordu.Kaşlarını çatmış karşısındaki yemek dolu tabağa sinirle bakıyordu.Galiba geciktiğim için midesi Mira’yı içerde azarlıyordu.
Mira’nın yanında evin tek erkek çocuğu Karol oturuyordu.Siyah,muhtemelen jöleyi kafasına boca ettiği için yağlı gibi görünen saçları ışıkta parlıyordu.Yüzünden ne düşündüğü hiç bi zaman belli olmazdı.Bir tek ben hepsinin ne düşündüğünü anlayabiliyordum.Ah bu özel yetenek falan değil.Sadece fark edilmemenin avantajları.Evde olduğumu bildiklerinden bile şüpheliyim.
Uzun boyu ve hafif yapılı vücudu vardı Karol’un.O da en az benim kadar zayıftı.Dedim ya ,dış görünüş benzerliyi.Halanın oğlu ve kuzen olmasaydı muhtemelen bana çekici gelebilirdi ama bir birimizden ölesiye nefret ettiğimiz için bu imkansızdı.
Karol’un tam karşısında,annesinin yanında Jamie kollarını kavuşturmuş somurtuyordu.Hep böyle somurtkan ve hiç bi şeyden razı gelmez bir havası vardı.Abisi ve ablası gibi siyah,dağınık saçları vardı.Onlara yakışsa da Jamie sanki saçlarını zorla başına yapıştırmıştı,ne kadar uğraşsa da saçlar ona yakışmıyordu.10 yaşındaydı ve yaşından zeki görünmeyi her halükarda beceriyordu.Şimşek gibi bakan siyah gözleri ve sıkılmaktan düz bir çizgi haline gelen renksiz dudakları vardı.
Jamie ile geldiğim günden anlaşamamışızdır.Jamie bi şey yapar,evi kirletir,oyuncaklarını kırar,ama her nasılsa iş yine benim üstüme kalırdı.Aslında Jamie bunu yapmış gibi görünse de Halanın da rolü göz ardı edilemezdi.En rahat olduğum zamanlardan biri de Jamie’nin okul arkadaşlarına kalmaya gittiği günlerdi.
Odada kasvetli,boğucu bi hava hakimdi.Yani her zamankinden bi farkı yoktu.Bu evin havası hep böyleydi.Midemdeki burkulmayı görmezden geldim ve sandalyemi çekip oturdum.Hepsi gözünü dikmiş bana bakıyorken nasıl yemek yiye bilirdim ki?
Sonunda Hala şaşılacak bi şey yaptı ve yerinden kıpırdadı.Kıstığı gözlerini mümkünmüş gibi daha da kısarak beni baştan aşağı süzdü.Sonra da.
“Demin kızıma kalem fırlatmışsın,doğru mu?!” dedi hırıltılı bi sesle.Evet,ne iyi akşamlar,ne afiyet olsun,ne de tek bir başka kelime.Sadece Eva’ya hakaret!Hadi başlayalım!
Jamie de olacakları biliyormuş gibi zalimce gülümsemesini yüzüne yerleştirmişti.Birazdan Halanın bana ağzına geleni söyleyeceğini ve tek bi lokma yemeden sofradan kovulacağımı biliyordu.Yemek yemeyi sevsem de bu evde nadiren yemeğimi sona kadar bitirirdim.
Boş olan tabağımdan başını kaldırıp Hala’ya baktım.O zalim,zehir zemberek yüz hatlarını inceledim bi kaç saniye.Ne yapmam gerektiğine karar vermeye çalışıyordum.Eğer ona cevap vermezsem moralim bozuk ve kızgın bir şekilde odama kovulacaktım.Ama eğer cevap verirsem muhtemelen birkaç günlük,en kötüsü temelli evden kovulacaktım.Ama yine de moralim ve sinirlerim oynamayacaktı ve bu da bir şeydi.Ama o zaman tek hayalimi gerçekleştirmek için olan çabalarım boşa gidecekti…
Konuşmayacaktım.Ne yaparsa yapsın,söyledikleri her ne olursa olsun susmam gerektiğini biliyordum.
Hala hala bana kısık gözlerle bakıp bir cevap vermemi bekliyordu.
İnanamıyordum bazen.O benim Halamdı.Babamın beni emanet ettiği,inanıp güvendiği ablası.
Babamın hatırladığım birkaç cümlesini düşündüm aniden.Korin Hala hakkında …Bu kadın gerçekten de babamın o çok sevdiği,dilinden düşürmediği biricik kardeşi miydi?Babamın çocukluk anılarını anlatırken sık sık yer verdiyi ve hep ‘güzel’ ya da ‘sevimli’ lafıyla başlayan cümlelerini düşündüm.Bu kadına ‘güzel’ ya da ‘sevimli’ demek için bin şahit isterdi.Bu güne kadar babamın bu laflarının birinin hakkını vermek için bile bana iyi davranmamıştı.Hep azarlamış,suçlamış,itip kakmıştı.Anne,baba şefkatine en çok ihtiyaç duyduğum anlarda bana hep sırtını dönmüştü.
Küçükken döverdi de ama son zamanlarda ya ben bunu yapacak ortam yaratmıyordum,ya da Hala kendini  bana vurmakla yormak istemiyordu.
Bazen bana garip bir şekilde baktığını fark ederdim.Ev işlerini yaparken,ya da odamdan çıktığım nadir zamanlarda birkaç kez yakalamıştım o bakışı ve şaşırmıştım.Hep kaşları çatık olan kadın,bir an bana yumuşakça göz atardı sanki.Benimle ne yapacağını bilemez gibi kafasını iki yana sallar ve bakışlarını kaçırırdı.
Ama yine de her şekilde bu kadın zalimdi.Peki babam ‘güzel’ ve ‘sevimli’ derken kimden bahsediyordu?
“Neden öyle aval aval bakıyorsun aptal kız!Soruma cevap versene!” dedi Hala benden cevap gelmeyince. Onun sesiyle düşüncelerimden ayrıldım ve hala Halaya bakmaya devam ettiğimi fark ettim.
Aç kalmamak için acilen cevap vermem gerektiğini anlayıp “Beni sinirlendirdi,ben de yapmam gerekeni yaptım” dedim gözlerimi Hala’nın gözlerine dikerek.Korksam da gözlerimi kaçırıp,korktuğumu belli etmedim.Sesimin rahat çıkmasına çalışıyordum.Hala’nın beni sinirlendirdiğini düşünmesini istemiyordum.Kendisi bundan hep zevk alırdı.Benim sinirlenmem Hala’ya ekstra güç verirmişçesine mutlu olurdu o gün.Ve ben bu gün onu hiç mutlu edecek havada değildim.
“Ne demek yapman gereken?Ne yaptı sana da sen ona bi şey fırlatma gibi bir saygısızlık ede bildin?!” dedi Hala bağırarak.Onun sesiyle avizenin başıma ineceğini ve okul masrafımdan kesmekle en pahalılarını seçip aldığı porselen takımının tuzla buz olacağını sanıp ödüm koptu.Bakışlarımı kaçırmadan cevap verdim.
“Ailem hakkında konuştu.Ben de onu durdurdum” dedim sakin bi sesle.Ona bakarken sanki bi mahkemede zalim bir yargıç tarafından sorgulanıyormuşum gibi mi,yoksa suç işlemediği halde suçlanan bir cani gibi mi hissediyordum kendimi bilmiyordum.Zaten ikisinin de bir birinden bi farkı yoktu.
Söylediğim kısmen doğruydu.Mira ailemin nerede olması gerekiyorsa orada olduklarını,ölümlerinin adaletli olduğunu söylemişti.Ardından söylediği diğer iğrenç lafları değil Halaya söylemek,hatırlamak bile istemiyordum.Ama anlaşılan Mira annesini her şeyi bilirse daha adil bir karar vereceğini düşünüyordu.
“Hayır anne,başka şeyler de söyledim ve bu kız onları hak ediyor.” dedi göğsünü gere gere.Sanki ülkeler arası yarışmada birincilik kazanmış gibi laflarıyla övünüyordu.Hala da bana bakarken kullandığı kısık bakışları hemen değiştirip Miraya dünyanın en harika şeyiymiş gibi baktı ve konuşmaya başladı.
“Evet meleğim,ne dedin ona?Hadi anlat bana.” Dedi kızıyla gurur duyarak ve masaya kollarını yerleştirip Mira’ya daha da yaklaştı.Sanki şimdi dayanamayıp onu alacak ve pamuğa saracak gibi bakmaya da devam etti.Gerçi Mirayı saracak kadar pamuk bulunur mu orası bilinmez.Mira da annesine şirinlik yaparak o iğrenç laflarını tekrarlamaya başladı.
“Onaaa kaltak dedim,sonraaa beceriksiz dedim,sonra daaa annesi onu sevseydi burada olurdu dedim.İyi demiş miyim?” dedi gülümseyerek.Beceriksiz mi?Ben mi?Tembel olabilirdim ama beceriksiz asla!Önce dönüp kendine bakmalıydı küçük hanım.
“Harika bitanem” deyip gülümsedi Hala ve tekrar bana döndü.
“E doğru demiş işte.Annen olması gerektiği yerde.Sen kimsin ki benim kızımın laflarını inkar ediyorsun?!” dedi aynı kısık gözlerle.Bense cevap vermedim.Ama kadın benim sessizliğinden yararlanıp devam etti.
“Kardeşim bi hata yaptı ve annen olacak o kadınla evlendi.Bedelini de ödedi.Hele üstelik senin gibi bir sefili de başımıza bıraktı.Sana bakıp büyüttük ve sen  karşılığını böyle mi veriyorsun!Yaptığın onca aptallıklar,okulda milletin başına getirdiklerin yetmezmiş gibi bi de kağıtlara bi şeyler çizip onlarla konuşuyorsun!” dedi ayağa kalkarak.Sanki aslında çizimlerin gerçekten konuşacağından korkuyor ve söyledikleri gerçek olacak diye tedirgin oluyordu.
Bense sesimi çıkarmıyor,bitmesini bekliyordum.Ama bi türlü son bulmuyordu.Kadın durmadan,nefes bile almadan konuşmaya devam ediyordu.Sonunda Karol annesini durdurmak için harekete geçti.Ayağa kalkıp kolunu tuttu.
“Anne tamam,değmez.Şu kız için akşam yemeğimizi zehir etme,lütfen.” dedi saygılı bi sesle.Annesiyle hep böyle konuşurdu.Bunun sebebi korku muydu,yoksa sadece bu cadaloz suratlı kadını sevdiğinden mi böyle davranıyordu,belki de kendisi bile bilmiyordu.Sonunda Hala kalktığı sandalyesini düzeltti ve kendini onun üstüne bıraktı.Ama hala konuşmaya devam ediyordu.
“Sen ne cüretle bize,bana,kızıma karşı gelirsin!” dedi nefes nefese bi şekilde.
“Sen kimsin,ha kim?!”
İşte bu son damlaydı.Yeteri kadar dayanmıştım!Sertçe ayağa kalktım ve arkamdaki sandalyenin devrilmesiyle yanımda oturan Jamie de ayağa kalkmak zorunda kaldı.Bağırıp annesine taraf bi kaç adım attı ve sanki azılı katilmişim gibi ürkekçe bana bakmaya başladı.Masada duran çatal yere düştü,ama kalın İran halısı ses çıkarmasını engellemişti.Karol’un meyve suyu bardağı devrilince kar gibi beyaz örtü kırmızı renge boyanmıştı.Hala buna kısa bir bakış atıp tekrar bana döndü.O anda beyaz örtünün oğlundan bile kıymetli olduğu geçti aklımdan ve muhtemelen haklıydım.
O kadar sinirliydim ki tadını alabiliyordum.Ağzımdaki kesif tat yüzünden dudaklarım kurumuştu.Ellerim ve tüm bedenim heyecanlanınca,ya da sinirlenince olduğu gibi titriyordu.Sanki günlerce karın altında kalmıştım.Ama üşüme dıştan değil içtendi.Ve kaslarımı zorla kontrol edebiliyordum.Her an bir şeye çarpıp kırabilirdim.
Ama öfkem görüşümü engelliyordu.Bakışlarım sadece Halanın üstündeydi.
“Ailem hakkında doğru konuş!” dedim olağan sesimle.Görünüşe bakılırsa sesim yeterince gür çıkmıştı.Çünkü hiç bi şeyden korkmadığını iddia eden Karol bile şaşkın bakışlarını bana çevirmişti.
“Bana sesini yükseltme!” dedi Hala tekrar ayağa kalkarak.Ama şaşkınlığını gizlemeyi başaramamıştı.Karol’un kolunu tutmasına izin vermişti.Aslında ona tutunuyordu da dene bilirdi.
“Bi daha bana sakın sesini yükseltme!” diye tekrar etti.
“İstediyim gibi konuşurum!” dedim bir hışımla.Masaya birkaç adım daha yaklaştım.Hala’m olduğunu iddia eden kadına iğrenerek baktım ve devam ettim.
“Onların yanlış bir şey yapmadığını siz de en az benim kadar iyi biliyorsunuz.Şartlar böyle gerektirdi ve burada kalıyorum.Bundan ne siz mutlusunuz ,ne de ben.Ama her seferinde tekrar etmenize gerek yok!” Dedim tek nefese.Hala titriyordum.Ellerimi masaya dayayıp derin bir nefes aldım.Hala’nın şaşkın olmasa masaya böyle dokunmamın yasak olduğunu hatırlatacağına emindim.
Kuralları ihlal ettiğime aldırmadan,kısık sesle devam ettim. “Neden ölümlerine üzülmediğinizi bilmiyorum.Ama hiç olmazsa ölülerine saygılı olun!” Sözümü bitirir bitirmez gözümden bi damla yaşın süzülmesine izin verdim.Bunu görmemelerini umarak elimin tersiyle yüzümü kuruladım ve arkamı dönüp merdivenlere ilerledim.Karol ve Hala’nın sesimi hiç yükseltmediğim kadar yükselttiğim için arkamdan şaşkınca baktıklarına emindim.Mira ve Jamie de Hala’nın peşimden gelmesini ve beni evden kovmasını umut ediyorlardı muhtemelen.
Ailemin ölümlerini kabullenmek beni de şaşırtmıştı.Bu gerçeği ilk defa sesli olarak itiraf ediyordum çünkü.
Merdivenleri çıkarken tek bi şey vardı kafamda-artık bu evde kalamazdım.Hala sabaha kalmaz kapımı çalacak,bavullarımı bile toplamama izin vermeden beni kapı dışarı edecekti.Kendimi kaybetmemeliydim.En azından okul bitene ve bi iş bulup çalışana kadar kalacak bi yere ihtiyacım vardı.Tek hayalim olan çizim atölyesini açamazdım yoksa.Ünlü bir modacı olmak istiyorsam burda kalmalıydım.Sesimi yükseltip başına buyruk davranma lüksüm yoktu.Ne söylerlerse söylesinler onlara boyun eğmeliydim.
Hem söylediklerinde haklılardı bir yerde.Annem ve babam burda olsaydı her şey daha farklı olabilirdi.Bazen onlara o kadar kızıyordum ki…
Odanın kapısını bi çırpıda açıp kendimi odaya attım.Kapıyı her zamanki gibi kilitleyip yere çöktüm.
İçimde bir öfke vardı.Her kese,her şeye karşı bir öfke.Küçücük kalıp,gittikçe büyüyen ve beni de alıp götüren bir öfke.Anneme ve babama kızgındım.Beni bu şekilde yalnız ve savunmasız bıraktıkları için onları asla affetmeyecektim.Beni Hala’ya bırakıp ortadan yok olmuşlardı ve ben bazen dayanamayacak hale geldiğimde yine yoklardı.
Kendime kızgındım.Onlara karşı mücadele etmekten,cevap veremeyip içimde biriktirdiğimde kalbimin bir köşesinde büyüyen öfkeye karşı gelmekten yorulmuştum.Çarem yoktu ve bu beni bazen bitiriyordu.
Ağlamak istedim ama gözümden salonda akan yaştan başkası akmadı.Gözüme düşen perçemlerimi kenara itip ayağa kalktım.Sinirlenince ya da üzülünce olduğu gibi yine bir kağıt aldım elime.Kalemimi kağıt yığınının altından bulup çıkardım ve düşündüğümü çizmeye başladım.
Her zamanki gibi önce boyundan başladım.Kolu,sonra bir diğer kolu daha…Ve kalçalarından aşağıya uzun bi çizgi…İki bacağını da simetrik bi biçimde çizdikten sonra yuvarlak bi kafa ve yüz hatları…Ellerim sanki beni dinlemiyordu.Kendi kendilerine hareket ediyor gibiydiler.Kendi gözlerimi andıran toprak rengi gözler…küçük,dik bi burun…küçük dudaklar…İşte,benim için bu kadar kolaydı.Yüz bitince elbiseye geçtim.
Hemen bi etek,ya da bütün bi elbise çizmek istedim.Ama tam o anda gözüme babamın hediyesi,kimsenin parmağında durmayan kurdele yüzüyüm ilişti.Yüzüğü uzun uzun inceledim.Aklıma babamla geçirdiğim çocukluk anılarımdan hatırladıklarım geldi.Uçurtma…Evimizin önünde sallanan salıncak…Rüzgara direnemeyen çiçekler…Babama ve anneme kızgın ola bilirdim ama ben hala onların kızıydım…


Ve karar verdim.Bir erkek çizecektim.Bu sefer tüm sınırları ve kendime koyduğum ‘narin çizme’ kuralını bi kenara attım ve düşünmeye başladım.Yapa bildiyim en sert yüz hatlarını çizmeye çalıştım.Babamın bi benzerini yaratmaya çalışıyordum sanki.Dolayısıyla kendime de benzemeliydi.Toprak rengi gözleri sertleştirip dudakları kalınlaştırdım.Kahverengi,kendi saçlarım gibi kısa,ama bir erkek için uzun olan,babamın hep sevdiği saçlar.Ve sert,siyah bi pantolonu çizip boyadım.Sonra üzerine babamın sevdiği koyu mavi renk bi gömlek ve sırtına attığı bluzun benzeri...Babamı son gördüğüm anın aynısıydı karşımdaki.Ama daha genç ve daha yakışıklıydı.Bu kadar iyi bir erkek çizimi ortaya çıkacağını aklımın ucundan bile geçirmiyordum.Sanki içindeki ideal erkeği babamla birleştirip bu çizimi yaratmıştım…
Sonra birden aklıma babamın hiç uzamayan kirli sakalı geldi.Onlarla oynamayı nasıl sevdiğimi hatırladım birden.Sanki kopuk bir filmin silik bir parçası gibiydi hatırladığım.Ama çok iyi hatırlıyorum,tıraş olmazdı.Tamam belki ben bunu göremeye bilirdim ama onu hiç temiz bir yüzle hatırlayamıyordum.Sanki hep kirli sakalı vardı.Sanki…sanki öyle doğmuş gibiydi…
Aklımdan bu saçma fikri çıkarmaya çalıştım.Belki de ben son gördüğüm görüntüyü bütün anılarıma bağlıyordum.Ya da onun başka görüntüsü aklımda kalmamış olabilirdi.Evet,bunlar daha mantıklıydı.
Ama yine de kendime engel olamayıp yeni,erkek çizimime kirli sakal da yaptım.Ve gerçekten çok hoş durmuştu.Bu kadarını beklemiyordum.
Son kalem hareketlerimi yaparken kapı aniden sertçe çalınmaya,daha doğrusu kırılmaya başladı.Hala olduğunu zannedip “tamam,özür dilerim.Bi daha olmaz.” dedim kestirip atarak.Ama dışarıdaki Hala değildi.
“Annem belki özürlerini samimiyetle kabul ederdi ama ben o kadar hoşgörü sahibi bi insan sayılmam!Aç kapıyı!Hemen!” dedi sert erkek sesi.Onu tanımıştım.Benimle konuşurken genelde cümlenin sonunda ‘hemen’ sözcüyü kullanırdı.Ama onun bu odaya geleceğini aklımın ucundan bile geçirmezdim.O bu odanın yerini bile bilmezdi ki.Sandalyeyi arkaya itip isteksizce yeni çizimimden uzaklaştım.İnanamıyorum,resmen bu son çizime aşık olmuştum.
Kapıya gidip tereddütle kapının kilidini çevirdim.Hala bi hata olduğunu düşünüyordum.Belki odaları falan karıştırmıştı.Kilit sesi duyulur duyulmaz kapı ardına kadar açıldı.Ve bi kaç adım gerilememe yol açtı.
“Bi daha annemle bu şekilde konuşma!” dedi Karol sert bi sesle.
“Beni kızdıranlarla istediğim şekilde konuşurum!Hem sen kimsin de bana emir veriyorsun?!” dedim ben da aynı sert sesle.Kurşun kalemi elimde sıkmaktan parmaklarım bembeyaz olmuştu.Kendi cesaretime inanamıyordum.
“Bi daha onunla,ya da benimle,ya da bu evdeki her hangi biriyle bu şekilde konuşursan…-” sözünün arkasını getirmedi.Düşünüp,doğru sözcüğü arar gibiydi.Belki de koyduğu kuralı çiğnersem doğru cezanın ne olduğunu hesaplamaya çalışıyordu.
Onun yerine ben devam ettirdim cümlesini.
“Konuşursam ne?Kulaklarımdan duvara mı çivilersin?Ya da gözümün önünde güvercinlerin bağırsakların mı çıkarırsın?Hangisi?”dedim alaycı bir sesle.Ona daha da yaklaşmıştım.Karol da ben yaklaştıkça istemeden  birkaç adım geriledi.Artık bana hiçbir cezanın uygun  gelmeyeceğinin o da farkındaydı.Benim cezalarım çoktan tükenmişti.Artık hiç birinin aklına yeni fikirler gelmiyor gibi görünüyordu.
Onun suskunluğuna karşılık tekrar devam ettim.
“Artık cezaya gerek yok.Ben 20 yaşındayım-”
“Umrumda değil!Seni artık küçük bi bit gibi görmeyeceğim anlamına gelmez bu!”
“O yaptıklarının geçmişte kaldığını ikimiz de biliyoruz.Beni korkutamayacağının sen de farkındasın.Fiziksel olarak seninle aynı güçte olmaya bilirim ama aklının kıt olduğunu kabul et!” dedim bir zafer edasıyla ve onun cevabını beklemeye başladım.
Ama Karol  benimle ilgileniyormuş gibi gözükmüyordu.Gözleri son çizimimdeydi.Dikkatle bakıp diğerlerinden farklı olduğunu anlamış olmalıydı.Yüzüne küçümser bi gülüş yerleştirip tekrar bana döndü.
“Kendini bunlarla mı avutuyorsun?Kimsenin sana bakmayacağını bildiğin için kendine böyle saçma sapan işler edindin.Ne o,yeni sevgilin mi?” dedi sırıtarak.
Önce  neyi kastettiğini anlamasam da sonra sözleri bir bir yerine oturdu.Bir ona,bir çizimime baktım şaşkınlıkla.
Onu bu sebepten çizmemiştim ki.Bu sadece öfkemi yatıştırmak için bi yoldu.Gerçekten uzaktan böyle biri gibi mi görünüyordum diye merak etmiştim.
Ama şaşkınlığımı ona belli etmeyecektim.Ne düşündüğü umrumda değildi.
“Seni ilgilendirmez!Sen kendine bak!” dedim kuru bi sesle.Bu Karol’u daha da sinirlendirmişe benziyordu.Bir nevi ona karşı gelmiş sayılırdım çünkü.
“Küçük bit!Hala bir bit kadar zavallı ve küçüksün!” dedi Karol ve tam elini kaldıracakken durdu ve eli havada kalmış bir şekilde bana bakmaya devam etti.Bense yerimde büzülmüş,darbenin inmesini bekliyordum.
Bana vurmayınca şaşırmıştım ve bu sefer saklamaya gerek görmedim.Yavaşça indirdiği eline iğrenerek bakarak aniden edindiğim bir güçle onu ittim ve kapıya gerilemesini sağladım.“Çık odamdan!” diye bağırıp çağırmaya başladım.Karol kapıyı çarpıp kapatana kadar da susmadım.Sonra derin bi nefes aldım ve çalışma masasına geri döndüm.Çok şükür ki kalemim hala elimdeydi.Son çizimime farklı bi bakışla baktım uzun uzun.Gerçekten de sadece hayalimdeki erkekti.Kızgınlığımın ya da nefretimin zerresi yoktu onda.Sadece babamı çağrıştıran sert yüz hatları hariç çizim insana huzur veriyordu.
Daha ne yaptığımı bilemeden konuşmaya başladım.İnanması güç,ama çizimle konuşuyordum.Birazdan duvar dibine sinip ileri geri sallanabilirdim.
“Seni gerçekten de ben yarattım…” dedim şaşkınlıkla.Sonra kararlı bi tavırla devam ettim.
“O zaman bi ismin de olmalı.” Ama bi çizime ilk kez isim veriyordum.Çizimlerimi severdim ama onlara bir canlı ya da özel bir nesne muamelesi yapmamıştım.Gülümseyip çizime baktım.
Ona bakınca koca bir güç dalgası yayılıyordu içime.Sanki bakmaktan bıkmayacağım yüz hatlarına sahipti.Sanki ilk ve son gördüğüm erkek o’ydu…Bi kaç dakika düşündükten sonra Ademin oğlu anlamına gelen Adisson isminde karar kıldım.O yaptığım ve başarılı olan ilk erkek çizimdi.
“Evet Adisson…İyi geceler.” dedim gülümseyerek ve ışığı kapatıp yatağıma uzandım.
Ama tam o anda Adisson’un kıpırdayıp beni izlediğini ve aynı gülümsemeyle bana karşılık verdiğini sonradan öğrenecektim…


Tüm hakları saklıdır ©


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram